Ekoloji Mücadelesinde Kadınlar Kavramları Nasıl Tartışıyor? Konuşmacılar: Belgin Ayrancı & Ruşen Seydaoğlu
Assos’ta JES yapmak istiyorlar.
AYVACIK İLÇESİ’NİN BÜYÜKHUSUN VE ÇEVRE KÖYLERİ HALKIN KATILIMI TOPLANTISINI YAPTIRMADI!
KÖYLÜLER, “HALKIN KATILIMI TOPLANTISI BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR” DEDİ.
Çanakkale İli Ayvacık İlçesi Büyükhusun Köyü yakınlarında Bakrom A.Ş. tarafından Jeotermal Enerji amacıyla yapılmak istenen kaynak arama sondajı projesi için yeniden başlatılan ÇED süreci kapsamında 22 Aralık Perşembe günü, bugün Köy kahvehanesinde şirket tarafından “Halkın Katılımı Toplantısı” yapılmak istenildi.
Yöre halkı ve dernek üyelerimiz toplantı mekanı önünde toplandı ve ellerindeki dövizlerle projeye karşı olduklarını belirterek, “Daha önce “ÇED Gerekli Değildir” kararını açtığımız dava sonucu iptal ettirdiğimiz bu projenin yeniden karşımıza gelmesinden dolayı üzgün ve öfkeliyiz, yeni ÇED sürecini kabul etmiyoruz. Yapılmak istenen Halkın Katılımı Toplantısı bizim için yok hükmündedir. İçeri girmeyi reddediyoruz. Firmanın yalanlarını dinlemeyeceğiz.” dedi. Hiçbir vatandaş içeri girmedi. Vatandaşlar “Havama, Suyuma, Toprağıma Dokunma” diyerek slogan attı.
Şirket ve kamu görevlileri bir tutanak tutarak köyden ayrılmak zorunda kaldı. Tutanakta, “Vatandaşın bilgilenmek istememesi nedeniyle toplantı sonlandırılmıştır.” ifadesi yer aldı.
Kahvehane önünde Büyükhusun Dayanışması Sözcüsü Cem Tüzün ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Akbulut tarafından açıklama yapıldı.
Sn. Tüzün yaptığı açıklamada “Biz burada tarım, hayvancılık ve turizm yapıyoruz. Biz şirketlerin para kazanmak amacıyla gelip havamızı, suyumuzu, topraklarımızı zehirlemesini istemiyoruz ve izin vermeyeceğiz. Bu sürecin hiçbir aşamasını onaylamıyoruz ve yer almayacağız. O nedenle de bizim için yok hükmünde olan bu toplantıya katılmadık. İki yıl önce köy halkı ile birlikte Aydın’a, Manisa’ya gittik, JES’lerin tarıma verdiği zararlarını gördük, havaya salınan hidrojen sülfürlere, metan gazlarına, kükürt oksitlere, toprağa ve sulara bırakılan zehirlere tanık olduk. Bölgemizin de aynı hale gelmesini istemiyoruz.” dedi.
Sn. Akbulut, “Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği olarak Bölgemizin havasının, suyunun toprağının korunması için çalışıyoruz. Ayvacık Büyükhusun Köyü yakınlarında yapılmak istenen jeotermal kaynak arama projesi için iki yıl önce buradaydık, yine buradayız. Daha önce “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen projeye karşı mücadele etmiş, 122 davacı ile birlikte açtığımız davayı da kazanmıştık. Ancak şirket, vazgeçmedi ve yeni ÇED süreci başlatarak yeniden karşımıza geldi. Bizler Ayvacık İlçesi Tuzla köyü yakınlarında halen çalışmakta olan dört adet Jeotermal Enerji Santralının bölgemize verdiği zararları biliyoruz. Assos Antik Kenti’ne, köylere, yaşam alanlarına bu kadar yakın bir yerde, tarım ve hayvancılık yapılan alanda, zeytinliklerin ortasında jeotermal enerji santralı için kaynak arama projesi istemiyoruz. Bu nedenle, yok hükmünde saydığımız bu projenin halkın katılımı toplantısına katılmayı da reddettik. Büyükhusun ve civar köylerle birlikte mücadelemize devam edeceğiz.” dedi.
Vatandaşlar daha sonra sakin bir şekilde dağıldı.
Hayvama, Suyuma, Toprağıma Dokunma.
KAZDAĞI DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA DERNEĞİ
Ne istiyoruz?
Ayvacık İlçemiz bir süredir jeotermal kaynak arama ve jeotermal enerji santralları (JES) projeleri ile gündemde. Tuzla yakınlarında halen çalışmakta olan dört adet JES var. Bu projelerin tarımsal üretime ve yeraltı ve yerüstü sularımıza verdiği zararları görmekteyiz. Bölgemizin tarımsal, turistik ve kültürel değerlerine zarar verecek yeni jeotermal enerji santralı istemiyoruz. Ayvacık İlçemizin bazı şirketlerin kar hırsı için gözden çıkarılmasına izin verilemez.
Büyükhusun’da jeotermal enerji santralları kurulması durumunda;
- Halkın birinci derecede geçim kaynağı olan tarımsal ürünlerimizin verimi ve kalitesi düşecek ve kuruyacak, hayvancılık olumsuz etkilenecek,
- Jeotermal atık suları ile dere ve denizi kirlenecek ve canlı yaşam yok olacak,
- Jeotermal santraldan salınan hidrojen sülfür, azot, karbondioksit gibi gazlar ile bölgemizin hava kalitesi bozulacak,
- Bölgemizi çürük yumurta kokusu saracak,
- Turizm olumsuz etkilenecektir.
Aydın, Manisa, Salihli gibi Gediz Havzamızda jeotermal enerji projelerinin yarattığı olumsuz etkiler basına ve kamuoyuna yansımıştır. Zeytinlikleri, incirleri, üzüm bağları kurumuş, dereleri, ırmakları kirlenmiş, derelerde balıklar ölmüş, yeraltı ve yerüstü suları zehirlenmiş ve arsenik seviyeleri yükselmiştir. Bölgemizin de aynı duruma gelmesini istemiyoruz.
• BÜYÜKHUSUN JEOTERMAL KAYNAK ARAMA PROJESİ ÇED SÜRECİ SONLANDIRILMALI, PROJE İPTAL EDİLMELİ,
• YENİ ARAMA VE İŞLETME RUHSATLARI VERİLMEMELİ,
• MEVCUT SANTRALLARIN ETKİLERİ TAKİP EDİLMELİ VE DENETLENMELİDİR.
KAZDAĞI DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA DERNEĞİ
[email protected]




COP15’te 11284 hayvan türü için soykırım
BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Toplantısı (COP15) Kanada’nın Montreal kentinde gerçekleşti
Zirvede yapılan anlaşmada, 2030 yılına kadar küresel ısınma da 1,5 derece hedefi baz alınarak, kara ve denizlerin yüzde 30’u korunacak ve yine aynı tarihe kadar her yıl 30 milyar dolar finansman sağlanması üzerine anlaşıldığı duyuruldu. Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’ni (CDB) onaylamayan ABD ve Vatikan hariç yaklaşık 200 ülke, Dünya’nın ekosistemlerinin yok edilmesini durdurmak için on yılda bir yapılan antlaşmayı imzalanırken, bazı Afrika ülkelerinin itirazları yok sayıldı. Diğer yandan karar en az 11 bin 284 hayvan türünün gözardı edilerek adeta soykırım kararı alındı.
COP 15’te darbe
Demokratik Kongo Cumhuriyeti, zirveye başkanlık yapan Çin’in sunduğu nihai antlaşmayı mevcut biyoçeşitlilik fonu (GEF) dışında yeni bir fon yaratılmadığı için bloke etti. Çin, Brezilya, Endonezya, Hindistan ve Meksika gibi GEF’ien büyük para alıcıları ve bazı Afrika devletleri nihai anlaşmanın bir parçası olarak daha fazla koruma bütçesi istedi. Ancak itirazlara rağmen Çin’in Çevre Bakanı ve COP15’te başkan olan Huang Runqiu, anlaşmanın kabul edildiğine işaret ederek genel kurul tarafından alkışlandı. Kamerun, Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden müzakereciler, anlaşmanın imzalanmış olmasına isyan etti. Demokratik Kongo Cumhuriyeti anlaşmaya resmen itirazı görünmez kılınırken, Kamerun’un müzakereci üyesi bu durumu sahtekarlık olarak niteledi. Uganda ise bunun COP15’e karşı bir darbe olduğunu söyledi.
Yoksul ülkeler gözardı edildi
Alınan kararlar içinde, gelecek 10 senenin biyoçeşitlilik anlaşmasında yerli halklardan 18 kez bahsediliyor. Çeşitli bilimsel araştırmalar, yerli halkların insan nüfusunun yüzde 5’ini oluşturmasına karşılık Dünya’nın biyoçeşitliliğin yüzde 80’ini korumak zorunda olduğu ise zirvede gözardı edildi. Afrika ülkerinin itirazları da bu noktada ortaya çıkmakta. Dünyada yaşayan yüzde 80 biyoçeşitliliğe sahip ülkelerin alınan ‘fon’ kararında verilmesi öngörülen desteğin azlığı ve kararların yine zengin ülkeleri besleyen niteliği yoksul Afrika ülkerinin yaptığı itirazın temel noktası.
COP15 Biyoçeşitlilik Zirvesi ve soykırım
Dünyada biyoçeşitliliğin hızla yok olmasının temel nedeni kapitalizmin aşırı üretim ve tüketim dayatmaları olurken, bu dayatmalara bağlı olarak gelişen kuraklık, çölleşme, su kaynaklarının azalması sonucu biyoçeşitlilik büyük bir kayba uğramış durumda. Bu yok oluşlar her geçen yıl biyoçeşitlilik zirvesi iklim zirvelerinde olduğunu gibi sermaye çıkarlarını gözeten bir yol izlendiği görülüyor. 7 Aralık’ta başlayıp 19 Aralık’ta sona eren Biyoçeşitlilik Zirvesi’nden önce 650 bilim insanı ısı ve elektrik üretmek için orman biyoenerjisini kullanmasının acilen bırakılması gerektiği vurgulanırken, diğer yandan kapitalizmin bekası için maden ve karbon yakıtları nedeniyle büyük bir yok oluşa sürüklenen biyoçeşitliliğe yönelik soykırım görmezden gelinmeye devam edildi.
11284 tür hayvana soykırım
FAO verilerine göre dünya üzerindeki biyoçeşitliliğin yaklaşık yüzde 75’i yok edildi. Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) raporunda, 784 türün dünya üzerinden tamamen yok olduğu açıklandı. 16.119 hayvan türünün ise soyu tükenmek üzere. COP15 zirvesinde biyoçeşitliliğin yüzde 30’unun korunması için atılan imzalarla, biyoçeşitliliğin bir parçası olan sadece hayvan türlerinin 4835’i için koruma kararı alındığı 11284 tür içinse soykırım kararı verildiği ortaya çıkıyor.
‘Yerli soykırımı=Ekosid’
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, COP15 zirvesi öncesi Montreal’daki bir törende yaptığı konuşmada insanlığın “tuvalet gibi kullandığı doğaya karşı kitlesel imha silahına” dönüştüğü tepkisinde bulundu. Montreal’daki törende Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun konuşması ise yerli halkın temsilcilerinin yaptığı eylem nedeniyle kesintiye uğratılmıştı. Yerli eylemciler, “Yerli soykırımı=Ekosid” yazılı pankart açtı. Bu eylem, salondakilerin bir kısmının alkışları ile destek görürken bu itiraz toplantılarda ele alınmadı.
EKOLOJİ SERVİSİ
Ekolojik yıkıma karşı direniş 2023’te de sürecek
Melike Aydın
Savaşın ve talanın gölgesinde geçen bir yılı geride bırakırken, insan eliyle doğaya verilen zarara karşı hem Kurdistan hem de diğer kentler için ortak mücadele eden yaşam savunucuları, direnişin 2023’te de devam edeceğini vurguluyor.
Dünyada olduğu gibi Kurdistan ve Türkiye’de bu yılda devam eden sorunlardan biri de ekolojik yıkım oldu. Gıda ve su krizinin alarm vermesine ve canlı yaşamının neredeyse yok olmasına neden olan etkenlerin başında olan savaş koşullarında geçen 2022 yılı boyunca yaşam savunucuları direnişlerini, bulundukları her yerde sürdürdü.
Ege, Akdeniz ve diğer bölgelerde zeytinlikler, tarım ve ormanlık alanlarda meydana gelen yangınlar, maden ocakları ve inşaata açılmasına karşı mücadele sürerken, Kurdistan’da ise özel savaş stratejilerinin bir parçası olarak korucu ve askerler eşliğinde ağaç kıyımı neredeyse bütün yıl devam etti. Şirnex ve Colemêrg’de tonlarca meşe ağacı kesilerek tırlarla satılırken, “güvenlik önlemleri” gerekçe olarak öne sürüldü. Çıkarılan kararname ile zeytinlik alanlar ve ormanlar talana açılırken, direnişin rengi yine kadın oldu.
Yaşam alanlarının savunuculuğunda öncü olan kadınlar önümüzdeki süreçte de “yaşam” mücadelesinin öncüsü olacağının ipuçlarını veriyor.
Ekoloji Birliği Kadın Meclisi Sözcüsü Füsun Kayra, 2022’de doğa kıyımı ve buna karşı kadınlar öncülüğünde verilen direnişi değerlendirdi.
‘Görmezden gelen iktidarları tanımamak lazım’
AKP iktidarının yabancı ülkeler ve şirketlerle halka ve doğaya karşı işbirliği içinde olduklarını söyleyen Füsun, ülkenin her yerinde doğaya karşı bir savaşın verildiğini söyledi. Savaşın hem siyasi ve hem de alenen yürütüldüğünü kaydeden Füsun, “Gece yarısı çıkarılan kararnamelerle her şeyi istedikleri gibi yürütüyorlar. Doğa hakkı mücadelesi veriyoruz. Ama ne kadar geçerli oluyor bu? Mücadele alanı darlaşıyor. Ülkenin genelinde kendi halkına karşı savaşı var. Yandaş şirketlerle uluslararası şirketlerle işbirliği yapıyorlar, çünkü onların ortakları. Devletin kurumları da rant alıyor. Siyasi perspektif gereği bunu yapıyorlar. Bu iktidar gider başka iktidar gelirse bu talan devam eder mi diye kaygılarımız da var. Belki hukuk daha işler hale gelir, kazanımlarımız olur mu diye umudumuz var. Dünya yok oluşa giderken, bunu görmezden gelen hiçbir iktidarı tanımamak gerekir” dedi.
‘Kadın doğayı korumak istiyor’
Neolitik çağın öncesinde toplayıcı, toprakla ilişkili kültürünün süregeldiğini kaydeden Füsun, eril aklın ise yaşamı doğayla birlikte tanımlayan kadının aksine doğayı bir madde olarak gördüğüne işaret etti. Kadının bu empati kurma haline, doğa bilgisine en eski zamanlardan beri sahip olduğunu söyleyen Füsun, “Kadın doğadan alıyor ve doğayı korumak istiyor. Kendi kendine idame edeceği şeyi şehirde bulamayacak. Aslında erkeklerin de gidecek bir yerleri yok. Ama erkekler bir şekilde bu bağı kuramadıkları, bu empatiyi geliştiremedikleri için başka bir yerde bağı kurabileceklerini düşünüyorlar. Kadınlar buradan çıktıklarında var olamayacaklarını biliyor” ifadelerini kullandı.
‘Direnen kadın imgeleri büyütülmeli’
Ekoloji mücadelesini yereldeki kadınlardan öğrenmek gerektiğini vurgulayan Füsun, bu mücadelede farklı yaklaşımlar olsa da kendilerinin katkı sunan olarak var olduklarını sözlerine ekledi. Mezeköyde direnen Azime ninenin jandarmaya karşı duruşunu örnek veren Füsun, “Bu kadının siyasi alt yapısı yok ama bildiği bir şey var, o da toprağı her ne olursa olsun savunmak, bunu kimseye öğretemeyiz. Öğretilerek yapılacak bir şey değil. Olsaydı erkeklere de öğretilirdi. Bunun yaşamsal ağın parçası olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu, imgeleri görünmez kılıyorlar, oysa bunları büyütmemiz, görünür kılmamız gerekiyor. Hem yerelde eril mekanizma var, hem de iktidarda aynı eril akıl baskılıyor. Belki bu desteği biz vermeliyiz” diye belirtti.
‘Selamlamak yetmiyor, direnişi büyütmeliyiz’
Doğası için direnenlerin birbirinden haberdar olması gerektiği üzerinde duran Füsun, hangi kadının hangi mücadele içinde olduğunu bilerek birlikte mücadele edilmesinin önemini vurguladı. Füsun, İran’da Jina EmînÎ’nin katledilmesiyle başlayan eylemlerde kadınların canları pahasına mücadele ettiğini söyledi. Füsun, “Keşke daha çok dayanışma gösterebilsek. O kadınlar için de sokaklarda olacağız. ‘Kadını ve doğayı katleden aynı’ sloganıyla sokaklarda olmaya devam edeceğiz. İran’daki kadınları selamlamak yetmiyor, o her şeyi göze alan kadınlar gibi sokaklara çıkmalıyız ve direnişi büyütmeliyiz” diye konuştu.
Yıl içinde ekolojik yıkım ve buna karşı direnişte öne çıkanlar ise şöyle;
Ocak
*Aydın’ın Germencik ilçesinde bulunan Dağyeni köyünde yapılan maden sondaj çalışmalarını köylüler protesto etti.
*Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı 10 köyü kapsayan alanda açılmak istenen mermer madenine karşı halk tepki gösterdi, Nikfer Mahallesi’nde yapılmak istenen bilgilendirme toplantısını yaptırmadı.
*Muğla’da Valiliğin web sitesinden Akyaka’ya “bir çevre yolu projesi düşünüldüğü” haberini öğrenen halk basın açıklaması gerçekleştirdi.
*İstanbul da ise 1999 yılından bu yana ‘1’inci Derece Sit Alanı” olarak koruma altında tutulan Validebağ Korusu’nun imara ve yapılaşmaya açılma çabasına karşı direniş devam etti.
Şubat
*Manisa’da Salihli Çevre Derneği’nin Meta Nikel Madencilik Şirketine Gördes Nikel-Kobalt Madeninin cevher zenginleştirme tesisi projesine karşı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan Çevre ve Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu karar verilmesinin ardından açtığı davada tesisin işletme ruhsatının dahi bulunmadığı ortaya çıktı.
*Uşak’ın Karacahisar köyünde yapılması planlanan Nikel Maden Ocağı ve Eleme Tesisi projesi için Ayrancı köyünde yapılması planlanan ÇED toplantısına halk engel oldu.
*Muğla’nın Milas ilçesi Tuzabat Mahallesi’nde özel bir şirket tarafından yapılması planlanan boksit madeni çıkarma ve kırma-eleme-yıkama tesisi kurma projesi için Muğla Valiliği tarafından verilen “ÇED gerekli değildir” kararına karşı açılan davayı halk kazandı.
Mart
*Muğla’nın Milas ilçesi İkizköy mevkiinde bulunan içinde zeytinlikleri de içeren 740 dönümlük Akbelen Ormanı’nda IC İÇTAŞ Enerji ve LİMAK Enerji ortaklığı ile kurulan Yeniköy- Kemerköy Termik santrallerine kömür çıkarılması için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın olur kararına karşı açılan dava için keşif yapıldı. Yeni çıkarılan ve zeytinliklerin taşınmasını öngören maden yönetmeliğine dayanarak iş makineleri zeytinlik alana girdi, ancak Akbelen direnişçileri alandan işgalcilerin çıkarılmasını sağladı.
*Ordu Çevre Derneği (ORÇEV), Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Altınordu ilçesinde Rıhtım ile Melet Irmağı arasındaki deniz dolgusu ve kıyı düzenleme projesinin yürütmesi durdurulmasına karşı çalışmaların devam etmesine yönelik ikinci kez suç duyurunda bulundu.
*Türkiye’nin ilk iklim davası ise Manisa’nın Gölmarmara ilçesinde bulunan kurumakta olan Marmara Gölü için kamu idarelerinin sorumlu olduğunun tespiti için açıldı.
Nisan
*Dilok’un Îslahiye ilçesinde Amanos Dağları’nın eteklerinde bulunan Altın Üzüm Mahalle sakinleri CTC adlı firmaya ait İslahiye Boksit Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi’nin doğaya verdiği zarara dikkat çekmek için yol kapatma eylemi yaptı, şirketin taleplerini karşılaması üzerine eylem sonlandırdı.
*İstanbul’da ise Kadıköy Kent Dayanışması, Büyükşehir Belediyesi tarafından Kadıköy’de bulunan Kuşdili Çayırı’nda yapılmak istenen otopark projesine karşı protesto eylemi gerçekleştirdi.
*Amed’in Sûr ilçesine bağlı Dicle Nehri’nde bilinmeyen bir nedenden kaynaklı binlerce balık öldü.
*Tamamı 90’lı yıllarda devletin zorla göçertme politikası sonucunda boşaltılan Wan’ın Şax ilçesine bağlı Ferxinis (Övecek), Xumar (Dalbastı), Şamanis (Kıyıcak), Govhedlan köylerinde yüzlerce ağaç “güvenlik” ve “karakol” inşa etme iddiasıyla kesildi. Haftalar süren ağaç kıyımı köylülerin tüm itirazlarına rağmen devam etti.
Mayıs
*İzmir’in Karaburun ilçesinin Parlak Mahallesi’nde, Öres Elektrik Üretim AŞ. Tarafından Kentsel Sit Statüsüyle koruma altındaki Sazak Köyü’ne bitişik, aynı zamanda mera vasfındaki alana kurulması planlanan Güneş Enerji Santrali (GES) için Parlak Mahallesi Köy Kahvesi önünde yapılması planlanan ÇED toplantısı yurttaşlar tarafından yaptırılmadı.
*Şirnex’te Cudi Dağı eteklerinde bulunan kömür ocaklarının kirli suyu köylülerin itirazına rağmen doğal kaynak suyu olarak bilinen ve Dicle Nehri’ne akan Nerdüş Deresi’ni kirletmeye devam etti.
*Askeri operasyon kapsamında Şirnex’in Besta, Gabar, Cudi ve Namaz Dağı bölgelerinde başlatılan ağaç kıyımı aralıksız devam etti.
*Qileban’ın Sêgirkê ve Hîlal beldelerinden Besta’ya sürülen korucular, Tîkera bölgesinde asker gözetiminde ağaç kesimini sürdürdü.
*Gabar Dağı’nın Basan ilçesi yamacına düşen bölgede yapılan ağaç kıyımının ise AKP’li Belediye Başkanı Bahattin Altuğ’un korucubaşı olan oğlu Mehmet Aktuğ ve MHP Güçlükonak İlçe yöneticisi Mehmet Emin İlhan’a ihale edildiği ortaya çıktı.
*Cudi’de ise Benavya ve Nêvava, Besta’da ise Rîsor, Şerevan, Qûrteka Pêşya, Têkera ve Keniya Mîr bölgelerde ağaç kıyımı sürdürüldü.
*Aynı şekilde Wan’da yüzlerce ağacın kesimine asker denetiminde devam edildi.
Haziran
*Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın başlamasından bu yana Türkiye kıyılarına yüzden fazla yunus vurdu.
*Aydın’ın Efeler ve İncirliova ilçeleri Kızılcaköy, Dereağzı ve Gerenkova Mahalleleri mevkiinde Güriş Grubu bünyesinde yer alan Gürmat Elektrik Üretim A.Ş. tarafından yapılması planlanan Sarı Zeybek JES projesi ile ilgili ÇED Raporu’nun yeterli olmadığı kanaatine varıldı.
*Muğla’nın Bodrum ve Fethiye ilçelerinde ormanlık arazide yangın çıktı, Marmaris ilçesinde Bördübet mevkiindeki ormanlık alanda 21 Haziran’da kundaklama sonucu çıkarıldığı iddia edilen yangın 4 gün sonra kontrol altına alındı.
*Erzîngan’ın Îlîç ilçesi Çöpler köyünde, Türkiye ve Kanada ortaklığı ile işletilen ve 2010 yılından beri faaliyette olan Anagold altın madeni işletmesinin yığın liç sahasına ait boru hatlarında yaşanan arıza sonrası 20 ton siyanür Fırat Nehri’ne döküldü.
*Şirnex’e bağlı Girê Sor, Xêrga Girê Gozgê, Tenûra , Girê Gêsin, Çalpîjîna, Baskê Qulinga, Mêrgumar, Kaniyamîr, Bîratetûm, Bîrapêşû, Cinîwer, Berûzer, Rîsor, Navîyan, Çiyayê Cudî, Benavya, Girê Sîvê, Pişta Reşa, Çemê Mezin ve Kurta Xanî bölgelerinde ve köylerinde askerlerin gözetiminde ağaç kıyımı devam etti.
*Qileban’ın Sêgirkê belgesinde Hançer Timi’nin başında olduğu belirtilen Zübeyir Babat tarafından sürdürülen kıyım, doğa talanına döndü. Bölgede sadece bir günde kesilen ağaçlar, bin 500 tonu geçti. Kesilen ağaçlar, 50 TIR ile kent dışına gönderildi.
Temmuz
*Artvin’in Kemalpaşa ilçesinde heyelan meydana geldi.
*Kaz Dağı’nda, Çanakkale’ye bağlı Çan ilçesi Halilağa köyü yakınlarında Cengiz Holding tarafından işletilmek istenen bakır-altın madenine verilen “ÇED olumlu” kararının yürütmesi durduruldu.
*Muğla’nın Datça ilçesi Mesudiye Mahallesi’nin Kocadağ mevkiindeki ormanlık alanda 700 hektarlık alanda zarar meydana geldi.
*Manisa ve Hatay’da orman yangınlarında yüzlerce hektar ormanlık alan yandı.
*Konya’nın Kulu Gölü olarak bilinen Düden Gölü’nde 500 civarında ince gagalı ve karabaş martı hayatını kaybetti.
*Şirnex’in Cudi Dağı ve Besta bölgelerinde korucular tarafından asker gözetiminde “güvenlik” bahanesiyle yapılan ağaç katliamı Besta’nın Keniyamîr, Birateto, Birapeşo, Deyndarok, Cinîwer, Belûzer, Rîsor, Serêrû, Tîkera, Qûrteka Pêşya, Girêdeyincê, Şerevan, Xirtkbestê ve Navyan alanlarında devam etti.
Ağustos
*Şirnex’in Besta bölgesinde korucuların eliyle başlatılan ağaç kesimi devam etti, Ayrıca bölgede özel şirketlerin “maden arama” adı altında yaptıkları çalışmalar da devam etti.
*Colemêrg il merkezine bağlı Marinus köyünde askeri operasyon sonucu 12 Ağustos’ta çıkan yangın 15 gün sonra kendiliğinden söndü. Yangını söndürmek için bölgeye giden köylüler ise “güvenlik” gerekçesi ile köylerine geri gönderildi.
*Êlih’in Qûbîn ilçesine bağlı Kesiktaş köyü yakınlarında petrol atığından dolayı bataklığa dönen alanda bir sırtlan bulundu.
*İzmir’de Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu, astbest yüklü savaş gemisi Nae Sao Paulo’nun Türkiye’ye getirilmek üzere yola çıkmasını protesto etti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum Brezilya’dan yola çıkan ve Atlantik’te ilerleyen geminin şartlı notifikasyon onayının iptal edilmesine karar verildiğini duyurdu. O Gemi Gidecek Platformu ise bu bilgiyi yalanlandı.
*Koruma Kurulu kararına rağmen AKP’li Üsküdar Belediyesi ekipleri polis ve zabıta eşliğinde Validebağ Korusu’na girdi.
*Aydın’ın Köşk ilçesine bağlı Mezeköy’de, jeotermal kaynak arama sondaj çalışmasına 22 Temmuz’da başlatılan ve 10 günü aşkın süren direnişe jandarma müdahale ederek iş makinelerinin geçişine izin verdi, çalışma başlatıldı.
*Rize’nin İkizdere ilçesinde Cengiz İnşaat tarafından yapımına devam edilen taş ocağına karşı yöre halkının açtığı yürütmeyi durdurma davası reddedildi. Rize İdare Mahkemesi’ndeki davada taş ocağının bölgeye zarar vermediği iddia edildi.
Eylül
*Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Tevgera Jinên Azad (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi öncülüğünde Şirnex’te bulunan Cudi Dağı’nda devam eden talan ve yıkıma karşı, “Savaş Yıkımına ve Doğa Talanına Karşı Yürüyoruz” şiarı ile binlerin katılımıyla 17 Eylül’de Cudî’ye yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşe Kürdistan’ın yanı sıra Türkiye’den de çok sayıda kişi katıldı. Ağaç kıyımı ise devam etti.
*Muğla’nın Marmaris ilçesi İçmeler Mahallesi’nde Kızılbük mevkiinde Sinpaş GYO A.Ş. tarafından yapılması planlanan devre mülk ve otel inşaatı, ‘ÇED raporu gerekli değildir’ kararının Muğla 3.İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmesine rağmen sürdü.
*Mersin’in Gülnar ilçesinde, Manisa’nın Soma ilçesinde yüzlerce arazide yangın çıktı.
Ekim
*Şirnex’in Besta bölgesi ile Cudi ve Gabar dağlarında askerlerin gözetiminde korucular tarafından yapılan ağaç katliamı devam etti.
*Dersim’in Pilemûriye ve Xozat ilçelerinde askerler eşliğinde ormanlarda ağaç kıyımı devam etti.
*Wan’ın Erdîş ilçesine bağlı Zilan bölgesinde bulunan İncesu köyü civarında Koç Köprü Barajı’nın dibinde yer alan Zilan Çayı’nda yavru balıkların ölümü meydana geldi.
Kasım
*İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Orhanlı Köyü sakinleri, yaşam alanlarına yapılmak istenen JES projelerine karşı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ve kitle örgütleriyle birlikte açmış oldukları davaları kazandı.
*Yeniköy-Kemerköy Enerji Şirketinin kömür madeni için Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanlarını kesme talebine karşı açılan davada bilirkişi incelemesi raporu açıklandı. Raporda maden ocağının çevresel etkisinin ne olacağı belirtilmezken şirket yararına karar verildi.
Aralık
*Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi yayınlandı; zeytinlik alanların yok edilmesinin önü açıldı.
*İzmir’in Çeşme ilçesinde gerçekleştirilmek istenen Çeşme Yarımadası Projesi ile ilgili yürütmenin durdurulması kararı alındı.
*Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanına Yeniköy Kemerköy Termik Santrali tarafından yapılmak istenen kömür ocağı için verilen yürütmeyi durdurma kararı şirket lehine çıkan 3’üncü bilirkişi raporunun hemen ardından kaldırıldı.
*Zilan’da yapılmak istenen HES’e ilişkin Van İdare Mahkemesi, çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi ya da zararın en aza indirilmesi için tedbirlerin alınmadığı sonucuna vararak, projeyi iptal etti.
MUHALEFETİN DE ADAYINI “BELLİ” ETMEK!
Mevlüd Oruç -Samandağ
Klasik deyimle, “seçim sathı mailine girdik”. Rejim, seçimleri kazanmak için demokrasi dışı süreç planlaması beklenmedik bir sürpriz değil. Planın uygulamasında, rejimin görünür ve görünmez elleri faal olarak devrede. Seçim öncesi uygulamalardan biride, İBB Başkanı İmamoğlu’nun mahkûmiyet kararıdır. Dava konusu bile olmaması gereken sözlerden dolayı İBB Başkanı İmamoğlu’nun ceza alması ve siyasi yasak getirilmeye çalışılmasının, hukuki değil siyasi olduğu ve yargının bağımsız olmadığı açık. Rejimin sahipleri, İmamoğlu’nun aday olma olasılığını kapatarak, kendileri açısından siyasi mıntıka temizliği yapıyor. Amaç, muhalefeti de dizayn etmek, muhalefeti rejimin adayı Erdoğan’ın dişine göre, rahat yenebileceği aday seçeneklerine mahkûm bırakmak, muhalefetinde adayını “Belli etmek” belirlemektir. Amaç, rejimin adayı Erdoğan karşısında kazanma şansı yüksek olan iki kişiden biri olan İmamoğlu’nu seçim dışı bırakmaktır. Rejim, 2023 seçimlerinde kendi adayı olan Erdoğan’ın karşısında en zayıf adaylar olan Kılıçdaroğlu ve Akşener veya bir başka Ekmeleddin senaryosu icra ediliyor. Muhalefetin kendi içinde çekişmelerinden, kariyerizm heveslerinden yararlanarak muhalefetin başkan adayları seçeneklerini de iktidar kendine uygun şekilde tasarlıyor “Kararı Netleştiriyor”. Muhalefetin basiretsizliği, konsolide olamaması ve adayını belirleyememesinin yarattığı boşluktan iktidar rahatlıkla müdahil olup muhalefetin adayını da belirliyor, “Belli ediyor”.
SEÇİM SÜRECİ YSK TAKVİMİ DEĞİLDİR
Seçim süreci Yüksek Seçim Kurulunun resmi takvimine göre işlemiyor. Seçim süreci reel olarak aylar öncesinden başladı. İktidar, iktidar olmanın bütün olanaklarını sonuna kadar kullanarak seçim sürecine girmesi de bekleniyordu. Korkutma, sindirme, savaş, milliyetçilik ve dini duyguları ajite etme, ötekileştirme, yasaklama, provakatif söz ve pratikler vb demokrasi dışı uygulamalar iktidarların fıtratında vardır. İstanbul’un merkezinde, İstiklal caddesinde arka planı meçhul bırakılan patlama, Suriye ve Irak’a askeri operasyonlar, Yunanistan’la gerginliğin arttırılması vb olaylardan, rejimin adayı Erdoğan lehine seçime yönelik yararlanma, korku ve milliyetçi duyguları oy’a devşirme. Her türlü aracı mubah sayarak Kürt karşıtlığı, HDP karşıtlığı, Alevi karşıtlığı, Kadın karşıtlığı, LGBT+ karşıtlığını kanatarak oy devşirme, rejimin seçim sürecine içkindir. İnanç değil bir kültür olarak kabul ettikleri Alevi inancını, su ve elektrik parasına kültür bakanlığına bağlama, İnsanların kader planı olan cinsiyetini anayasa veya referandumla belirlemeye kalkan bilinç felci vb hamleler seçime ilişkin oy gruplarını Rejimin adayı Erdoğan’a angaje etme amaçlı olduğu açıktır.
KILIÇDAROĞLU VE AKŞENERE YOL AÇMA
Rejimin adayı Erdoğan ve takımı, rakip siyasi takımın forvetini spor ilkelerine aykırı şekilde oyun dışı bırakarak maç sonucunu maçtan önce garanti altına aldı. Rejimin planı işliyor, böylece Erdoğan’a bir dönem daha iktidar başkanlığı koltuğu, Akşener’e iktidarın yeni koltuk değnekliği koltuğu ve Kılıçdaroğlu’na da tekrar muhalefet başkanlığı tahsis edilen bir proje devrededir. Kılıçdaroğlu ve Akşener’in bu projeyi engellemek için hiçbir şey yapmadıkları ve bu projeye razı oldukları anlaşılıyor. Sistem Siyasetinin eski aktörleri olan “Erdoğan- Kılıçdaroğlu-Akşener” siyasi hortlak üçgeni, İmamoğlu ve Yavaş şahsında sonlarını görüyorlar. Konvansiyonel siyasi aktörler, yeni aktörlerin etkili, yetkili ve belirleyici olmalarını engelleyerek siyasi ömürlerini uzatma derdine düşmüşler.
NE YAPMALI?
“Erdoğan karşısında hangi adayın kazanma şansı vardır?” sorusunda bütün ciddi anketler İmamoğlu ve Yavaş isimlerinde birleştiği görünmektedir. “Artık Yeter” diyerek iktidar değişikliği isteyen Sağ, Sol, İslami, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Hristiyan vb büyük çoğunluğunun adaylarının İmamoğlu veya Yavaş olduğu açıktır. Fakat muhalefet liderleri İmamoğlu’nun cezalandırılması karşısında timsah gözyaşları arasında kendilerine açılan adaylık ve yenilgi yollarında “birlikte yürüyor ve birlikte ıslanmaya” adaylar. 6’lı Masa ve ittifakları ile birlikte HDP ve bütün muhalefet odakları, gerçekten seçim kazanmak istiyorlarsa turnusol kâğıdı bellidir. Birleşik muhalefetin adayı İmamoğlu veya Yavaş aday olmalıdır. Türkiye siyasi tarihi, seçim kazanmak için rakiplerini mağdur eden iktidarların seçimi kaybettiklerini gösteren olgular ile doludur. % 90 oy alsalar dahi seçimi kazanma hedefi olmadığı anlaşılan muhalefet liderleriyle seçim kazanılamaz. 2023 seçimlerinde Erdoğan’ın muhtemel zaferi kendi başarısı değil, muhalefet liderlerinin kariyerizm hastalığına yakalanmış küçük hesaplarının ve basiretsizliklerinin ve baştan kaybetmişliği kabullenişlerinin sonucu olacaktır.
SEÇİM SÜRECİNDE BEKLENTİLER
Muhalefetin konsolide olamamasının nedeni, 6’lı masa değildir. 6’lı masadan birleşik muhalefete önderlik etmesini beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Altılı masanın, böyle bir misyonu, perspektifi yoktur. Ama başta HDP olmak üzere Emek İttifakından beklentilerimiz var. Emek blokundan ne bekliyoruz, misyonu nedir? Bütün olumsuz koşullar içinde dahi birleşik muhalefeti derleyip toparlama, konsolide etme, kapsayıcı aday belirleme ve seçim sürecini kazanmak için yönlendirme Emek İttifakı ile birlikte HDP’nin misyonudur. Bu misyonun gereğinin yerine geldiğini rahatlıkla söyleyemiyoruz maalesef. Türkiye toplumunun eğilimini başkan adayı olarak HDP’nin 6’lı masaya önermesini bekliyoruz. Böylece altılı masanın küçük hesap kariyerist heveslerini yenmelerini sağlamak Emek ittifakının üstüne düşen görevdir. 6’lı masanın muhalefet olmak için değil, iktidar olmak için seçim sürecine girmelerini sağlamak Emek İttifakının misyonuna içkindir. Böylece birleşik muhalefetin adaylarını da İktidarın dizayn etmesinin önü kesilir. Emek ittifakı, birleşik muhalefetin yapıcı ve belirleyici öznesi olması beklentisi içindeyiz. Başta HDP olmak üzere Emek İttifakının, seçimlere yönelik çizeceği toplumu kapsayıcı genişlikte bir yol haritası uygulayacağı beklentisi içindeyiz. Böylece HDP başta Türk halkı olmak üzere tüm Türkiye Halklarının güvenini kalıcı bir şekilde edinmiş olmasının beklentisi içindeyiz. Kılıçdaroğlu ve Akşener’in, bütün Türkiye toplumunun yararına, kariyerist küçük hesaplarını bu seçimde bir kenara bırakmalarını, rejimin adayı Tayyip Erdoğan’ı bu seçimde yenebilecek adaylar olan Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu’nun yolunu açmalarını bekliyoruz. Her “siyasi mahallenin” muhtarının Seçimlerde başkan adayı olma hakkı vardır. Ama “Siyasi mahallelerin” başkan adaylarının bu seçimde Rejimin adayı olan Erdoğan’ı yenmesi ihtimali çok zayıftır. Bundan dolayı kendi “siyasi mahallelerimizin” muhtarını değil, bütün “siyasi mahallelerden” oy alabilecek Türkiye’nin başkan adayını (Yavaş veya İmamoğlu) 6’lı masaya önermesini Emek İttifakından bekliyoruz.
ÇOĞULCU DEMOKRASİ MECLİSİ (ÇOĞULDEM)
Biyoçeşitlilik Konferansı: Doğayı korumak için ‘tarihi’ anlaşma
- Helen Briggs
- Unvan,BBC Çevre Muhabiri
- Twitter,@hbriggs
- Bildirdiği yerMontreal
Birleşmiş Milletler (BM) Biyoçeşitlilik Konferansı’na (COP 15) katılan ülkeler, 2030 yılına kadar gezegenin üçte birini koruma altına alma konusunda anlaştı. Bu anlaşma biyolojik çeşitliliği koruma hedefinde dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Yağmur ormanları ve sulak alanlar gibi hayati önem taşıyan ekosistemlerin ve yerli toplulukların haklarının korunması için de hedefler belirlenecek.
Kanada’nın Montreal kentinde düzenlenen COP15 BM Biyoçeşitlilik Zirvesi’nde varılan anlaşma Pazartesi sabahı açıklandı.
Çin’de yapılması planlanan zirve Covid nedeniyle ertelenmiş ve Kanada’ya taşınmıştı.
Toplantıdan sorumlu olan Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin son dakika itirazına rağmen anlaşmanın sağlandığını duyurdu.
BM Kalkınma Programı, “tarihi anlaşmanın” dünyanın dört bir yanındaki insanların biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak için gerçek bir ilerleme bekleyebileceği anlamına geldiğini söyledi.
Hangi konularda anlaşma sağlandı?
Anlaşma sağlanan ana konular şöyle:
- Türlerin yok oluşunun durdurulması ve genetik çeşitliliğin sürdürülmesi de dahil olmak üzere ekosistemlerin korunması, iyileştirilmesi ve canlandırılması,
- Biyoçeşitliliğin “sürdürülebilir kullanımı” – esasen türlerin ve habitatların gıda ve temiz su gibi insanlığa sundukları hizmetleri sağlayabilmelerinin sağlanması,
- Doğadan elde edilen kaynakların – bitkisel ilaçlar gibi – faydalarının adil ve eşit bir şekilde paylaşılmasını ve yerli halkların haklarının korunmasını sağlamak,
- Biyoçeşitlilik için ödeme yapmak ve kaynak ayırmak: Paranın ve koruma çabalarının ihtiyaç duyulan yere ulaşmasını sağlamak.

Anlaşma süreci nasıl gelişti?
Kanada Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Steven Guilbeault gazetecilere yaptığı açıklamada, “Paris’in iklim konusunda yaptığı gibi bu da tarihe geçecek bir an” dedi.
2015 Paris İklim Anlaşması, gezegendeki sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutma konusunda ülkelerin mutabık kalmalarını sağlamıştı.
Montreal’deki zirve, doğayı iyileşme yoluna sokmak için “son şans” olarak görülüyordu.
Görüşmeler boyunca hedefler ve planların nasıl finanse edileceği konusunda fikir ayrılıkları yaşandı.
En büyük anlaşmazlık noktalarından biri, dünyanın en fazla biyolojik çeşitliliğine sahip bölgelerdeki koruma çabalarının nasıl finanse edileceğiyle ilgiliydi.
Biyoçeşitlilik, dünyadaki tüm canlıları ve bunların gezegeni ayakta tutan karmaşık yaşam ağı içinde birbirlerine bağlanma biçimlerini ifade ediyor.
Çin yeni anlaşma metnini Pazar günü yayımlandı.
Delegeler, saatler süren gecikmelerin ardından Pazartesi sabah erken saatlerde oturumu topladı ve metni kabul etti.
COP 15 Başkanı Huang Runqui, anlaşmayı destekleyemeyeceğini söyleyen Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin itirazlarına rağmen anlaşmanın onaylandığını ilan etti.
Anlaşma nasıl değerlendiriliyor?
Kraliyet Kuşları Koruma Derneği’nin kıdemli uluslararası politika danışmanı Georgina Chandler, Montreal’de varılan anlaşma sayesinde hem insanların hem de doğanın daha iyi durumda olacağını söyledi.
“Artık anlaşma tamamlandığına göre, hükümetlerin, şirketlerin ve toplumların bu taahhütlerin hayata geçirilmesine nasıl yardımcı olacaklarını belirlemeleri gerekiyor.”
Yaban Hayatı Koruma Derneği’nden Sue Lieberman anlaşmanın bir uzlaşma olduğunu ve birçok iyi unsur içermesine rağmen “doğayla olan ilişkimizi gerçekten dönüştürmek ve ekosistemler, habitatlar ve türler üzerindeki tahribatımızı durdurmak için” daha ileri gidilebileceğini söyledi.
‘Doğa bizim gemimiz, su üstünde kalmalı’
Anlaşma için günlerce süren yoğun müzakereler oldu. Bakanlar Cumartesi günü, 2030’a kadar doğayı iyileşme yoluna sokmak için net hedefler üzerinde anlaşmaya varılması gerektiği konusunda hararetli konuşmalar yaptı.
AB Komisyonu’nun Çevre, Okyanuslar ve Balıkçılıktan sorumlu Üyesi Virginijus Sinkevicius “Doğa bizim gemimiz. Onun su üstünde kalmasını sağlamalıyız” dedi.
Bilim insanları, ormanların ve otlakların daha önce görülmemiş oranlarda yok olması ve okyanusların kirlilikle yüz yüze olması nedeniyle insanların Dünya’yı güvenli sınırların ötesine ittiği konusunda uyarıda bulunuyor.
SARs CoV-2, Ebola ve HIV gibi hastalıkların vahşi hayvanlardan insan popülasyonlarına yayılma riskinin artması sorununa da dikkat çekiliyor.
Başlıca anlaşmazlık noktalarından biri finansmanla ilgili.
Mısır’da düzenlenen iklim zirvesi COP 27’de olduğu gibi, bazı ülkeler biyolojik çeşitliliğin korunmasına yardımcı olmak üzere yeni bir fon kurulması çağrısında bulundu, ancak bu talep diğerleri tarafından reddedildi.
Fukuşima halkı nükleer felaketten 11 yıl sonra seferberlik halinde
Fukuşima sakinleri nükleer felaketten 11 yıl sonra bölgelerini yeniden inşa etmek için seferberlik halinde. Yetkililer ise su sorunuyla karşı karşıya. Önümüzdeki sene arıtılmış suyun denize tasfiyesi planlanıyor.
Yakıta temas eden su, radyoaktif hale gelmişti. Santraldeki bir tesiste filtrelenen su, 2023’te maksimum kapasitesine ulaşacak tanklarda depolanıyor. Su, ayrıştırması mümkün olmayan trityum hariç tüm radyoaktif maddelerden arındırıldı.
Fukushima Daiichi D&D Eng, Co, TEPCO’nun D&D İletişim Merkezi Saha Müfettiş Yardımcısı Kimoto Takahiro, “Arıtılan su deniz suyuyla karıştırılarak seyreltilecek. Seyreltilen su ise bir tünel aracılığıyla bir kilometre uzaklıktaki denize boşaltılacak.” açıklamasını yapıyor.
Radyolojik Koruma ve Nükleer Güvenlik Enstitüsü Müdür Yardımcısı Jean-Christophe Gariel’e göre, trityum tehlike derecesi düşük bir radyoaktif element: “Fukuşima’da salınacak trityumun özellikleri, dünya genelindeki nükleer santrallerden salınanlarla benzerlik gösteriyor.
Bu bilgiler, deniz suyunun kalitesinden endişe duyan Fukuşimalı balıkçıların dikkatinden kaçmadı.
Fukuşima İli Su Ürünleri Kooperatif Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Nozaki Tetsu, “Sağlık üzerinde etki oluşturma ihtimali çok düşük ancak en büyük korku kötü bir reklam yapması. Hükümet on yılı aşkın süredir bize açıklamalar yapıyor ve bunlarda herhangi bir hata tespit etmedik. Dolayısıyla açıklamalarını takdir ediyoruz.” şeklinde konuşuyor.
Fukuşima halkı bölgeleriyle gurur duyuyor
Fukuşima ürünlerinin itibarı, balıkçılar ve bölge sakinleri için bir endişe kaynağı. Japonya halkı burada, bu felaketten cesur bir şekilde kurtulmayı başardıkları için bölgeleriyle gurur duyuyor. Restoran sahibi Watanabe Tatsuya onlardan biri.
Watanabe, Fukuşima Nükleer Santrali’ne 60 kilometre uzaklıktaki Onahama kentinin limandaki balık pazarından her gün balık alıyor. Watanabe Tatsuya, Fukuşima ürünlerini endişe duymadan pişiriyor.
Limanın ardından restoranı için günlük malzemelerini aldığı bostancısı Şiraişi Nagatoşi’nin yanına gidiyor. Bu iki insan, çiftçiler için değerli olan dostlukları sayesinde bölgelerinin yeniden inşasında aktif olarak yer alıyor.
Şiraişi, “Felaketten hemen sonra güvenilir bir yerel şefle tanıştığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. O, diğer şef arkadaşları ve çiftçi ağımla ben, birlikte bir şeyler yaratmak için itici güç olduk. İnsanların burada iyi yemekler yedikleri için Fukuşima’ya yeniden gelmek istemesini sağlamak, bence yeniden inşa yolunda atılacak ilk adım.” şeklinde konuşuyor.
- Japonya ‘daha temiz bir gelecek için’ taşımacılık sektöründe yakıt olarak amonyağa güveniyor
- Japonya’nın altın varaklarıyla ünlü kenti Kanazawa
Watanabe’nın memleketi Iwaki’de sadık müşterilerinin teşvikiyle yeniden açtığı restoranı için “En başından itibaren çok sayıda asılsız dedikodu vardı. Kulaktan kulağa balıkların hasar gördüğü söylendi. Durumun böyle olmadığını onlara söylememe rağmen testler yaptırdım ve yavaş yavaş daha fazla yerel ürün sunmaya başladım. Nisan ayında arıtılmış su boşaltımı yapılırsa, Iwaki’den gelen balıkları kullanmaya devam edeceğim.” ifadelerini kullanıyor.
Restorandaki ürünler Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenenlerden daha sert standartlara göre, sıkı kontrollere tabi tutuluyor.
İLGILI HABERLER :
Yaşam Alanlarında İnsan ve
Hayvan Birlikteliği Çalıştayı” Sonuç Raporu
İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu ile Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi
Hayvan Hakları Grubu tarafından ortaklaşa hazırlanan “Yaşam Alanlarında İnsan ve
Hayvan Birlikteliği Çalıştayı” Sonuç Raporu
‘Yasa Meclis’ten geçerse zeytinlikleri yok etmek için bir gece bile yeter’
Söyleşi | Özlem Ergun
AKP’nin bu kez de torba yasayla Meclis’e getirdiği zeytinliklerin madene açılmasını içeren teklif, şirketler için karlı olanaklar sağlamaya hazırlanıyor. Yasa teklifinin, götürülecek hukuki sürecin sonunda Anayasa’ya aykırı olduğu için yürütmesinin durdurulacağı öngörülse de, aradaki zaman zeytinliklerin akıbetini belirleyecek: Soma Yırca’da yönetmelik yürütmesinin durdurulacağı günün gecesi, Kolin İnşaat 6 bin zeytin ağacını termik santral yapmak için bir gecede kesti. Jandarmanın da desteğiyle…
Zeytinliklerin maden sahası yapılmasının önünü açan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yürürlüğe giren yönetmeliğin Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulmasının ardından aynı konu bu kez de AKP’nin hazırladığı ‘torba yasa’ olarak Meclis’te.
“Eğer zeytinlikte madenciliğe izin verilirse, zeytinlikler öncelikle aynı ilçe veya il sınırı olmak üzere başka yere taşınabilecek” denilen teklifte, Maden Kanunu’na geçici madde eklenmesi talep ediliyor.
Teklifin yasalaşması halinde madencilik şirketleri, zeytinliklerde maden faaliyeti yapabilecek.
Deniz Gümüşel: Bu kanun Meclis’ten geçmemeli
Çevre Mühendisi ve yaşam savunucusu Deniz Gümüşel’le zeytinliklerin madene açılması girişiminin varacağı yeri konuştuk. “Bu kanun Meclis’ten geçmemeli” diyen Denizel, sebebini şöyle özetledi:
Yasa meclisten geçtikten sonra Anayasa Mahkemesi’nden hızlıca karar çıkmaz ve yürütmeyi de durdurmazsa işte o aradaki süre boyunca şirketler -kanunen hükümsüz olsa da aslında yürürlükte olan yasaya dayanarak- zeytinliklere girip zeytinlikleri sökebilir, zeytinleri kesebilir yani fiili durum yaratabilirler. Bu da çok büyük kayıplara neden olur ki benzer süreçleri daha önce de yaşadık.
Bundan sonraki hukuki süreç nasıl işleyecek, zeytinlik kayıplarının ve açılacak madenlerin topluma maliyeti ne olacak? Gümüşel, Gazete Karınca’nın sorularını yanıtladı.
Danıştay 8. Dairesi, Nisan 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan ve zeytinlik alanlarda madenciliğe izin veren yönetmeliğin yürütmesini durdurmuştu. Bu konu şimdi hangi aşamada?
Danıştay henüz nihai kararını vermedi ancak ‘yürütmeyi durdurma’ kararı verdi. Dolayısıyla Danıştay’dan bu yönetmeliği tamamen iptal etmesini bekliyoruz. Danıştay’daki yönetmelik değişikliğinin kabul edilmesi riski maalesef halen devam ediyor. Ancak Danıştay yürütmeyi durdurduğu için şirketler şu anda eyleme geçemiyorlar. O yönetmeliğe dayanarak zeytinlikleri yeni maden sahalarına açamıyorlar.
Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararının ardından zeytinlikleri madene açma girişimi bu kez de AKP’nin hazırladığı torba yasayla Meclis’te. AKP’nin zeytinlikleri maden sahası yapma ısrarını nasıl okumalıyız?
Burada temel amaç, zeytinlikleri ‘engel’ olarak gören sermaye için kolaylık sağlamak. Zeytinlikler daha önce de sanayi yatırımları için, imar uygulamaları için, jeotermal enerji gibi sözüm ona yenilebilir enerji kaynakları için kullanıma açılmak istendi. Bu kez de ‘enerji üretimi için madencilik’ denerek zeytinlikler maden sahası yapılmak isteniyor.
‘Enerji üretimi’ denince bunun başında kömür madenciliği geliyor. Zeytinlikleri en çok kömür madenciliği yapabilmek için istiyorlar. Aslında gayet planlı bir uygulamanın devamı. Bir 15 gün kadar önce Türkiye, iklim değişikliği alanında 2038’e kadar ne yapacağını açıkladı. Aslında Türkiye ‘karbon emisyonlarını arttırarak devam edeceğini’ söyledi.
Bu, elektrik için kömür yakmaya devam edeceğiz demek. İşte bunun önünü açabilmek için de zeytinliklerin tahsisi gerekiyor. Türkiye’de hemen bütün kıyı şeridinde -Marmara, Kuzey Ege, Güney Ege, Akdeniz, Güneydoğu ve hatta Doğu Karadeniz gibi geniş bir coğrafyada- zeytin üretimi hedef haline gelmiş bulunuyor. Burada yapılmak istenen, elektrik üretimi için kömür madenciliğinin teşvik edilmesi.

