Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Mevlüt Oruç’un Evvel Temmuz Yazısı…

0

Mevlüt Oruç 23. Evvel Temmuz Festivali ile ilgili kaleme aldığı yazısını gazetemiz aracılığı ile okurları ile paylaştı. Oruç yazısının içeriğinde Evvel Temmuz’un detaylarına, tarihine, geçmiş ve geleceğine dair aşağıdaki ifadelere yer verdi.

23. Evvel Temmuz Festivali: Depremin ilk gününden itibaren; “Ma Rıhna Nıhna Hon” (Biz gitmedik buradayız) diyerek, toplumsal yaşamı yeniden örmek için emek harcayanların organizasyonudur. Evvel Temmuz Festivali; 6000 yıldan beri kutlana gelen, doğanın yeniden diriliş bayramı olan Evvel Temmuz bayramının üzerine inşa edilmiştir. Bu yıl deprem bölgesinde organize edilen ve depremzedelere adanan festival; kentimizi yıkıntılarından yeniden diriltme ve toplumsal yeniden inşa sürecine mütevazı bir katkıdır. “Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği” ve “Samandağ Kalkındırma Derneği’nin” düzenlediği festival etkinlikleri Samandağ, Defne, Antakya, Arsuz ilçelerimizde, başta Adana ve Mersin ve bütün ülkemize yayılmaktadır. Etkinlikler; 526 yılında, Antakya’da yaşanan depremde, bütün ailesini kaybeden genç ST. Simeon ’un; toplumsal yaşamı yeniden inşa ettiği ve adını verdiği (Simeon dağı- Sem’an dağı) Samandağ ilçemizde başlatıldı.  Evvel Temmuz; “Evvelden” başlayan “Ahire” uzanan ve her yıl yeniden dirilen doğanın ezgisini, yaşamı ve yaşam alanımızı yıkıntılardan yeniden örmenin/ küllerinden yeniden doğmanın şarkısını; “Musikar Kaknüs” kuşundan dinlemektir. Can verene, bir olana, sonsuz büyük olana, yeniden dirilten, yeniden dirilen diyalektiğe adanan ve Hz. Hıdır makamının gölgesinde kutlaya geldiğimiz bayramdır. Depremde ölen canlara adadığımız Evvel Temmuz festivalinde; mücadelenin, zaferin, doğanın ölümsüzlüğünün, yaşamın sürekliliğinin simgesi “Dephne’ ye” ve “Antioch ad Orontem’e” adanan şiirler ve şarkıları müzik tanrısı Apollo’nun lirinden dinledik. Depremin vurduğu; İpek yolunun Anadolu’daki ilk durağına, tek tanrı inancının yeni coğrafyalara ilk açılım yaptığı yere, dünyanın ilk aydınlatılan caddesi Herod caddesine, Anadolu’nun ilk Camisi Habibi Naccer’a, İlk Mağara Kilisesine, İlk Hristiyan adının verildiği yere, ilklerin ve başlangıçların kenti Antakya’da; küllerinden yeniden doğan Simurg’un sesinden 4 dilde şarkılar dinlemektir. Sümerlerde Temmuz (Dumuzi), Suriye’de Adonis, Anadoluda Attis, mısırda Osiristir. Temmuz Bayramının eşdeğeri Anadoludaki Hıdırellez, Türk Altay mitolojisinde Tamız( Tamus, Tammus, Tamıs, Dumuz, Dumıs) Han olarak geçmiştir. Dumuzi Sümerlerde İnanna’nın eşiyken, Akadlar’da İştar’ın eşidir. İnanna Yunanlılarda Afrodit, Romalılarda Venüs’tür. Temmuz; antik Kenan inancındaki sürekli yenilenme tanrısı “Adonis’tir”. Daha sonraları Yunan panteonuna da girmiştir. Daha önce yeniden dirilen doğa, semavi inançlarda yeniden dirilen Hz. İsa’dır.  Evvel Temmuz Bayramının; Arap Alevileri inancındaki adı “İyd L Havariyin İsa’dır”. Yeniden diriliş inanışı ve anlatımı Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlıkta değişik isimler ile kendine yer bulmuş ve Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran-ı Kerimde geçmektedir. Hz. İsa’nın havarilerinin Antakya’ya gelişi, Habibi Neccar ve Antakya ahalisi ile ilişkilere ilişkin “3iyd Havariyun İsa” anlatımı; Kur’an-ı Kerim Yasin Süresi 13-32 ayetlerinde dir. 

ÖRGÜTLÜ TOPLUM NEREDE?

 Festival kapsamında yapılan paneller, forumlar, söyleşilerimizde; toplumsal yeniden inşa süreci üzerine fikir alışverişi yapıldı. Afetlerde “Devlet nerede?” Sorusunun yanlış soru olduğu ve yanlış soruya doğru cevaplar verilemeyeceği vurgulandı. Örgütlü toplum nerede? Sorusuna karşılık verebilecek süreci örmemiz gerekiyor. Pandemi ve deprem süreçleri; devletin sosyal güvenlik maskesini düşürmüştür. Devlet; kamusal mal ve hizmetlerden çekildi ve bu alanlar, neoliberal politikalar sonucu özel şirketlerin sermaye birikim sürecine sokuldu. Devletler ve Şirketler birbirinin araçları haline gelmiştir. Kamusal alanlara ilişkin devletlerden beklentileri sıfırlamak ve örgütlü toplumu örmek bir zorunluluktur. Tek adam rejimi, yandaş şirketlerin koordinasyon merkezi haline gelmiştir. Deprem öncesi depreme dirençli kentler oluşturulması ve deprem sonrası yapılması gereken hayati müdahalelere ilişkin, devletten beklenti içinde olmak, ancak örgütsüz toplumlara özgü beyhude beklentilerdir. Doğal ve toplumsal her ihtiyaç için örgütlenmek esastır. Örgütsüz toplum yok hükmündedir. Dünyanın bütün devletleri; halklar için değil, kendileri ve sermaye için vardır. Devletler vermek için değil, almak için varlar. Doğal bir olay olan deprem öldürmez. İnsan hayatının önemsiz, şirket karlarının ve rantın önemli olduğu sistem öldürür. Deprem sonrası yıkıntıların altında kalan canlar, depremden dolayı değil, kurtarılmadığı için ölmüştür. Devletler “Kevin Carter’ın” çektiği ölmek üzere olan çocuğun ölmesini bekleyen akbabalardır. Depremden sonra, hayati önemde olan ilk 3 gün arama kurtarma ekiplerinin gelmemesi; deprem sahasının genişliği vb basitlikle açıklanamaz. Arama kurtarma ekipleri yerine, inşaat şirketleri geldi, acil tıbbi müdahale yerine OHAL, polis ve jandarma geldi, gıda, su, çadır ve konteyner yerine acele kamulaştırma, rantsal dönüşüm, asbest üretim merkezleri geldi. Depremi rant ve servet aktarımı fırsatı olarak gören tekçi sermaye sistemi; İnsansızlaştırma, tapusuzlaştırma, Alevi’sizleştirme, Hıristyan’sızlaştırma, Ermeni’sizleştirme, Yahudi’sizleştirme vb uygulamaları ile geldi. TSE’nin tekçi makbul vatandaş standartlarına, uymayanlara ait arazilerin, parsellerin, yaşam alanlarının; konteyner, çadır kent yapımı, moloz döküm sahası, kalıcı konut, sanayi bölgesi vb için el konulması demografinin değişimine neden olabilecek kalıcı göçlere ve pogromlara yol açma riski yüksektir.

NE YAPMALI?

Afetlerde; arama kurtarma, barınma, toplanma, su, gıda, giyim, enkaz kaldırma v.b. bütün ihtiyaçlarını, toplum kendi kendine karşılayabilecek araçları örgütlemelidir. Bu bağlamda yerel halk inisiyatifleri yerel halk meclisleri kıymetlidir. Halkın katılımına kapalı mevcut yerel yönetim anlayışını ret eden bir yerden yerel seçimlere sıkı hazırlanmalıyız.  Demokratik Yerel yönetimler, toplumsal yeniden inşa için yerel yönetim seçimleri aracını doğru kullanmalıyız. 2019 yerel seçimlerinden edindiğimiz deneyimlerle; 2024 yerel seçimlerinde bütün belediyeleri kazanmak ve etkili olmak için, merkezi ve yerel en geniş ittifakları örmeye, şimdi hiç vakit kaybetmeden başlamalıyız. Rejim, girdiği her seçimi ölüm kalım meselesi olarak ele alıp programlarken, demokrasi güçleri, seçimi sadece seçim kampanyası ve seçim propaganda dönemine indirgeyemez.  

Yeniden İnşanın Ekoloji Politiği

0

Evvel Temmuz Kültür ve Sanat Festivali

EVVEL TEMMUZ DAYANIŞMADIR

0

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali; 23 yıl öncebaşlandığından bugüne; organize edilen her yerde, halk ile dayanışma festivali olmuştur ve böyle devam edecektir. Depremin yıkım merkezi olan Hatay’da; bu yıl toplumun daha çok dayanışma etkinliklerine ihtiyacı vardır.

Evvel Temmuz; Türkiye toplumunun (Türk, Kürt, Arap, Ermeni vd.) çoğulcu kültürel yapısının bütün paydaşlarının, kültürel harmoninin bütün renklerinin birlik ve dayanışma festivalidir. Depremzedelerin “Sesimi Duyan var mı” imdat çığlığını, bütün dünyaya, hep birlikte daha gür haykırmak için, “23. Evvel Temmuz Kültür Sanat festivalinde” buluşuyoruz. Hatay’da; her yıl Temmuz ayında geleneksel olarak organize edilen; “Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivalini”, bu yıl depremzedelere adıyoruz. Yıkıntılarınaltında, kurtarılmadığı için kaybettiğimiz on binlerce canlarımıza adıyoruz. “Ma Rıhna Nıhna Hon” (Biz gitmedik buradayız) diyerek, yaşamı yeniden örmek için emek harcayanlara adıyoruz. Depremi fırsata çevirerek, halkın yaşam ve geçim alanlarını sermayeye peşkeş çekme amacında olan sermaye rejimine karşı birliktemücadelenin önemli bir parçasıdır Evvel Temmuz.

Çoğulcu kültürel yapının habitatlarının; deprem soslu uygulamalarla tahrip edilmesine karşı, çoğulcu kültürel direniş hattıdır Evvel Temmuz. Depremden ölmeyen ve hayata tutunmaya çalışanları; asbest ile zehirleyerek hastalıkla ölüme mahkûm eden, vahşi moloz taşıma, depolama ve ayrıştırma uygulamalarına, hep birlikte dur demek için Temmuz festivaline bekleriz. Samandağ deniz sahilinde, Milleha Kuş Cennetinin dibinde, insanların ve diğer bütün canlıların yaşam alanında, Tarım, hayvancılık ve arıcılık alanlarında; Asbest salım merkezleri üreten “Moloz Sistemine” karşı sesimize ses katmak için Evvel Temmuz Kültür festivalinedavetlisiniz.

5000 YILLIK KÜLTÜREL DAMAR

23 yıldan bu yana; “Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği” ve “Samandağ Kalkındırma Derneği’nin” ortaklaşa düzenlediği festival, Evvel Temmuz Bayramı günlerinde yapılmaktadır. Festival; tarihte yaşamış her uygarlıktan nasiplenip daha da zenginleşerek, 5-6 bin yıllık derinlikten süzülüp gelen, hazine niteliğinde kültürel damar olan “3id Evvel Temmüz” (Evvel Temmuz Bayramı) üzerine inşa edilmiştir. Evvel Temmuz; “Yaz günleri” de denilen “Hıdır günlerinde” kutlanan mevsimsel bayramlarımızdandır. Hıdırellez, Evvel Temmuz, Newroz vb; çok tanrılı inançlarda, mevsim döngüsü, doğanın ölümü ve yeniden diriliş ile ilgili bayramlardır. Ayasofya Camii/Müzesi/Kilisesi, St. Simeon Manastırı, Habibi Neccar Camii vb somut yapılar ve Hıdırellez, Evvel Temmuz, Newroz vb gibi somut olmayan kültürel miraslar; tek tanrılı dinler öncesi geçmişleri olmakla birlikte, tek tanrılı inanç ve uygarlıklar da yer edinmişlerdir. Sümerlerde Temmuz (Dumuzi), Suriye’de Adonis, Anadoluda Attis, mısırda Osiristir. Dumuzi Sümerlerde İnanna’nın eşiyken, Akadlar’da İnanna’nın dengi olan İştar’ın eşidir. İnanna’nın dengi Yunanlılarda Afrodit, Romalılarda Venüs’tür. Temmuz antik Kenan inancındaki Adonis de, ki daha sonraları Yunan panteonuna da girmiş, buradan kök almıştır. Ölen ve yeniden dirilen doğa; Hz. İsa ile de ilişkilendirilir. Örneğin, Evvel Temmuz Bayramının; Arap Alevilerin inancındaki adı “İyd L Havariyin İsa’dır”. Ölüm ve yeniden diriliş inanışı ve anlatımı Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlıkta değişik isimler ile kendine yer bulmuş ve tek tanrılı inançların kutsal kitapları olan Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran-ı Kerimde geçmektedir. Hz. İsa’nın havarilerinin Antakya’ya gelişi, Habibi Neccar ve Antakya ahalisi ile ilişkilere ilişkin “3iyd Havariyun İsa” anlatımı; Kur’an-ı Kerim Yasin Süresi 13-32 ayetlerinde dir. Doğanın yeniden diriliş bayramı ve festivalinde; kentimizi yıkıntılarından yeniden diriltme, yeniden inşa, yaşamı yeniden örme mücadelesinde hepinizi yanımızda görmeye ihtiyacımız var.

EMPERYALİST HEGEMONYAYA KARŞI

Emperyalist batı merkezli, kültürel saldırılara ve hegemonyaya karşı; bir bütün olarak Türkiye halklarının (Türk, Kürt, Arap, Ermeni vd); birlikte ördükleri, kültürel savunma hatlarından biriside Evvel Temmuz Kültür Sanat festivalidir. Bütün Türkiye halklarının, renkliliğini, orijinalliklerini, dirençlerini yok ederek, Emperyalist Kültürel Hegemonyaya teslim olmaya payanda olan sisteme karşı direniştir. Ötekileştirici, ayrıştırıcı, bireyci, bencil, yoz ve AVM’leştirilen yaşama ve sistemine karşı, kültürel mücadele hattıdır Evvel Temmuz. Deprem bölgesinde, yaşamı yeniden birlikte örebilmek için; birlikte uyarmak ve uyanmaya, dayanışmaya ve paylaşmaya davet var. Depremi fırsat bilen yandaş rejimin ve aparatı olan 5-10 yandaş şirketlerine, servet aktarımı yoluyla yaşam alanlarımızı yağmalatmasına ve ülkemizin en önemli zenginliği olan kültürel çoğulculuğumuzun habitatlarını dağıtmasına karşı mücadele bağlamı olarak 23. Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivaline davetlisiniz.

BİLMİYORSAN BARİ SUS

“Biliyorsan konuş senden öğrenelim, bilmiyorsan barisus”. Ya da “bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp” vb şeklinde bir atasözlerimiz var. Her yıl olduğu gibi bu yılda festivali eleştirenler olacaktır ve normaldir. Eleştirilere her zaman açığız ve saygılıyız. Eleştiriler daha iyisini yapabilmek için her zaman ihtiyaçtır. Eleştiri ilerletir. Deprem bahane edilerek; festivalin yapılmasını engelleme uğraşı ve bu yönde çağrılar yapılması eleştiri sınırlarını aşmaktadır. Her yıl festivali engelleme uğraşları dahada inceltilerek karşımıza çıkmaktadır. Otoritenin organizasyonları karşısında her zaman hazırola geçen yarım porsiyon aydınların; sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği festivale karşı patavatsız davranışlarını anlıyoruz.

Evvel Temmuz Festivaline yaklaşım; demokratlığın, insan hak ve özgürlüklerinin turnusol kağıdıdır. Her yıl Evvel Temmuz Festivali günlerinde bazı dost görünenlerin maskesinin düşmesi de bizi sevindiriyor. “Allah’ım; sen bizi dost görünenlerden koru, biz düşmanlarımızı biliyoruz” demiş atasözümüz. Her yıl resmi veya sivil daha çok kurum ve kuruluş; daha çok dayanışma festivali ve etkinlikleri organize etmelidir. Fakat özellikle bu yıl daha çok festival, etkinlik vb organizasyona ihtiyaç vardır. Esnafın, çitçinin ve bütün ekonominin durgunluğu aşması ve bir bütün olarak toplumu bağlayan, gerileten, bunaltan, sorunları içinden çıkılmaz kılan; mevcut, kasvetli matem ikliminin dağılması için, bu yıl Evvel Temmuz Kültür Sanat festivali daha çok ihtiyaçtır. Çocuk, genç, kadın, erkek bir bütün olarak toplumun normal yaşama dönüş yapabilmesi için; kıpırdanmaya, harekete geçmeye ihtiyaç var. Kadim tarihte, Temmuz Bayramı, “Bereket Tanrısına” adanan bir bayramdı. Hareketsizlik; toplumu çürütür, harekette bereket var. Evvel Temmuz festivali; yıkıntılardan yeniden diriliş, uyanış ve yaşamı yeniden örmek için bütün hareketin sadece küçük bir parçasıdır.

23. Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali 7-17 Temmuz tarihleri arasında, 14 km’lik, dünyanın en uzun kesintisiz kumsal olan Samandağ Akdeniz Sahilinde organize edilmektedir. Festival programımızı yazılı, sözlü, görsel vb bütün medya araçları ile ilan edeceğiz.

MEVLÜD ORUÇ
AKDENİZ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

“Ekolojik, özgür ve eşit bir yaşamı öreceğiz”

0

14 ve 28 Mayıs seçimlerini değerlendiren çevre ve ekoloji örgütleri, hem Millet İttifakı’nın hem de Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ekolojik ve diğer toplumsal sorunlardan ziyade seçim aritmetiğine sıkıştığını söyledi.

Türkiyeli 48 çevre ve ekoloji örgütü ile hak savunucusu kurumun çağrıcı olduğu “Ekoloji Hareketleri Konferansı”nın düzenleyecileri, bugün 14 Mayıs 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanı Seçimi’ne ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.

Değerlendirmede 6 Şubat depremlerinin, Akkuyu NGS üzerinden Rusya’nın seçim sürecindeki etkisinin ve Kanal İstanbul’un İstanbul’un geleceği için tayin edici rolünün hem Millet İttifakı’nın hem de Emek ve Özgürlük İttifakı’nın gündemleri arasında yer almaması eleştirildi.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Hatay Milletvekili olarak seçilen Can Atalay‘a ve diğer Gezi tutuklularına “özgürlük” istenen değerlendirme metninde özetle şöyle dendi:

Toplumsal ittifaklar tamamlanmadı

“Millet İttifakı, mutabakat metnindeki yeşil dönüşüm ve yeşil boyama argümanlarıyla sermaye çevrelerine güven veren bir programla seçim startını verdi.

“Emek ve Özgürlük İttifakı ise bu sermaye ve piyasa yanlısı çevrecilikle farkını anlatma gayretini göstermedi. İddiasına denk düşen bir işleyiş ve siyaset tarzını ortaya koyamadı. Böylece seçim dönemi muhalif partiler açısından ekolojik ve diğer toplumsal sorunlardan ziyade seçim aritmetiğine sıkıştı. Siyasi ittifakların, toplumsal ittifaklarla tamamlanarak zenginleştirilmesi sağlanamadı.

“Şimdi ise karşımızda çok daha büyük bir ekolojik yıkım programıyla gelen bir iktidar var. Meşruiyeti tartışmalı bir seçimle kendi ömrünü uzatan iktidarın daha ‘zaferini’ ilan ederken Kanal İstanbul, nükleer, doğalgaz ve petrol çıkarma projelerinde vites yükselttiğine tanık oluyoruz.

İnancımızı koruyoruz

“Büyük kentlerde artan ev fiyatları ve kiralarıyla insanların barınma hakları ellerinden alınırken, yenilenebilir enerji makyajıyla inşa edilen güneş enerjisi santralleriyle kırlarda yaşam ve tarım alanları yok ediliyor.

“Ekoloji mücadelesinin siyasetin dönüştürücü gücü olduğuna dair inancımızı koruyoruz. Ekoloji direnişlerinin olduğu her köy ve mahallede, nöbet çadırlarımızda, ekokırım mahallerinde, bunun ipuçlarını yaratmaya ve öğrenmeye devam ediyoruz.

“Seçim değerlendirmemizi; ekoloji mücadelesi, toplumsal muhalefetin bütünü ve muhalif siyasi partiler yönünden bir eleştiri ve özeleştiri süreci içinde ele almaya devam edeceğiz.”

Mermer ocağı izni verilen arazide Roma ve Selçuklu seramikleri bulundu

Yazan: GAZETECİYUSUFYAVUZ on 

Konya’da mermer ocağı açılmak istenen arazide Mahkemenin atadığı bilirkişi heyetinin yaptığı incelemede Roma, Bizans ve Selçuklu dönemlerine ait olduğu tahmin edilen seramik parçaları ile sunu kabı bulundu…

Yusuf Yavuz

Konya’nın Hadim ilçesindeki ormanlık bölgede özel bir şirket tarafından açılması planlanan mermer ocağına karşı açılan davada bilirkişilerin hazırladığı rapor mahkemeye sunuldu. Geçtiğimiz ay proje alanında yapılan keşfin ardından hazırlanan bilirkişi raporunda, alanda ortalama 150-200 yaşlarında anıtsal nitelikte karaçam ağaçlarının bulunduğuna işaret edilerek mermer ocağı açılması durumunda orman ekosistemi, yaban hayvanları ve lokal endemiklerin zarar göreceği bilgisine yer verildi. Proje alanının eski bir yerleşim olduğuna dikkat çekilen bilirkişi raporunda, söz konusu alanın Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından incelenerek tescil edilmesi gerektiği belirtilerek “Proje uygulandığı takdirde; canlıların varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşıyan suyu bünyesinde taşıyan akifer zarar görecektir. Bu da tarımsal yaşam ve hayvancılık üzerinde olumsuz etki yaratacaktır” denildi.

Dağları, yaylaları ve kiraz bahçeleriyle ünlü Konya’nın Hadim ilçesinde 470 dekarlık alanda açılmak istenen mermer ocağı projesi için Konya Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından geçtiğimiz yıl verilen ÇED Gerekli Değildir Kararı’nın iptali için yöredeki üreticiler dava açtı. İlçeye bağlı Yalınçevre köyü sınırlarındaki yüksek rakımlı ormanlık bölgede açılması planlanan mermer ocağına karşı açılan davaya bakan Konya 2. İdare Mahkemesi’nin atadığı bilirkişi heyeti, geçtiğimiz ay proje sahasında inceleme yaptı.

(Yöredeki üretici kooperatifi ve çiftçilerin açtığı davada geçtiğimiz ay bilirkişi incelemesi yapılmıştı.)

BÖLGEDE 200 YILLIK ANITSAL NİTELİKTE AĞAÇLAR TESPİT EDİLDİ

Orman, ziraat, jeoloji, çevre ve maden mühendislerinin yanı sıra arkeolog ve halk sağlığı uzmanından oluşan 7 kişilik bilirkişi heyeti, proje sahasında yaptıkları incelemenin ardından hazırladıkları raporu Mahkemeye sundu. Uzman bilirkişi heyetinin Mahkemeye sunduğu raporda, alanda ortalama 150-200 yaşlara sahip anıt ağaç statüsünde değerlendirilebilecek karaçam türleri ile korunması gerekli ve kesimi yasak olan ardıç türleri ve Toros Göknarı tespit edildiği bilgisine yer verilerek şöyle denildi: “Yer yer sık orman alanların olduğu, geneli orta derecede kapalılığa sahip doğal meşcere alanıdır. Kendisine doğal yaşam alanları bulan bazı yabani türlerden ayı, vaşak, yaban domuzu, yaban keçisi, tilki, çakal, sürüngenler, kuşlar, mantarlar ve hatta mikroorganizma türlerinin oluşturduğu bu habitat alanında, barınak olarak kullandıkları in, yatak ve doğaya bıraktıkları iz, dışkı ve parçalarının bu habitat alanında yaşadıklarının göstergeleri arasındadır.

(Mermer ocağı açılması planlanan bölgede çok sayıda anıtsal nitelikte çam, ardıç ve göknar ağacı bulunuyor. Fotoğrafta yer alan Toros Göknarı da bu ağaçlardan biri. Yusuf Yavuz arşivi)

HABİTAT PARÇALANMASI BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK İÇİN BÜYÜK TEHDİT

Açık ocak işletmeciliği, toprak ve bitki örtüsünün kaldırılması, basamak oluşturulması ve blok üretimi şeklinde süreçleri kapsamaktadır. Yasal olarak çalışan bu tesislerin genel olarak habitat yok olmasının yanında habitat parçalanması, peyzaj bozulması, gürültü ve toz kirliliği gibi yan etkilerinin yanında, tesislerin su kullanımında ortaya çıkan sürekli artıklar ve Ekosistem turizmi ve yaban hayatına olumsuz etkileri de söz konusudur. Ekosistem üzerindeki geri dönülmesi mümkün olmayan yanlış uygulamalar sonucunda ormanların yapısı giderek bozularak, doğal orman alanları doğrudan veya dolaylı insan etkisi ile azalmakta veya tahrip olmaktadır. Günümüzde, habitat parçalanmaları biyolojik çeşitliliğin en büyük tehdidi olarak kabul edilir.”

(Yaban hayatı açısından zengin olan proje sahasındaki ayı ve diğer yaban hayvanlarının barınma alanları da bilirkişi raporunda yer aldı.)

‘TOPRAK ÖRTÜSÜ VE BESİN ZİNCİRİ YOK OLUR’

Mermercilik faaliyetlerinde doğal toprak şeklinin kalıcı olarak değiştirilerek orijinal bitki örtüsünün tahrip olduğuna dikkat çekilen bilirkişi raporunda, “Mermerin üstünü kaplayan toprak örtü tabakası yok olur ve mermercilik faaliyeti nedeniyle; kontrollü patlamalar, havadan kaynaklanan toz kirliliği, pasa atıkları ve ağır kamyon trafiğinden kaynaklanan gürültü ve titreşimlerin neden olduğu olumsuzluklar ortaya çıkar, mermer ocaklarının çok olmasının ekosistemlerin bozulmasına, bitki çeşitliliğinin özellikle lokal endemiklerin dağılışının olumsuz etkilenmesine neden olduğunu yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir. Aşırı artan taş ocağı alanları habitat kaybına yol açmakta ve yabani hayvanlar için besin tedarikini zora sokmakta, bunun yanı sıra ağır taş ocağı makinelerinin ve taş kırıcıların neden olduğu aşırı gürültü, çevredeki yabani yaşam popülasyonu üzerinde önemli etkilere neden olabilmektedir” denildi.

ORMANLAR AĞAÇSIZ ALANA GÖRE 8 KAT DAHA FAZLA HUMUS ÜRETİYOR

Ormanların bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depoladıklarına da değinilen davayla ilgili bilirkişi raporunda, “Ormanlar ağaçsız bir alana göre 8 kat fazla humus oluşturur ve toprak canlılarının yaşamasına olanak sağlar. Yani ormanlar, toplumun orman ürünlerine olan ihtiyaçlarının yanında toprağın korunması, su varlığını koruma ve düzenlemesi, iklim ve sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlaması gibi pek çok yararları bakımından yalnız ülkemiz açısından değil, bütün bir insanlık ve dünya için vazgeçilmez doğal kaynaklardandır” ifadelerine yer verildi.

MERMER TOZU BİTKİ VE HAYVANLARA ZARAR VERİYOR

Tehlikeli maddeler içeren tozların, bu havayı soluyan hayvan vakalarının yanı sıra ‘asfeksi’ adı verilen bir bitki hastalığına da yol açtığına işaret edilen bilirkişi raporunda, “toz, tıkanma ve stomaya zarar verme, gölgeleme, yaprak yüzeyinin veya kütikülün aşınması gibi bitkilerde daimi strese yol açan fiziksel etkilere ve kuraklık stresi gibi kümülatif etkilere neden olabilir” denildi.

EROZYON RİSKİ ARTACAK, SU KAYNAKLARI AZALACAK

Toprak üzerinde biriken tozun, toprak kimyasında değişikliklere neden olabileceği kaydedilen raporda, uzun vadede bitki kimyası, türlerin rekabeti ve komünite yapısında değişiklikler olacağı, ocağın açılması durumunda zemin üzerindeki ağaçların kesilmesi suretiyle ölü ve diri örtünün tahrip edileceği, dolayısıyla bu işlemden doğrudan ve dolaylı olarak orman toprağı bozularak erozyon riskinin artacağı, su kaynaklarının azalacağı, yaban hayatı açısından büyük bir önem arz eden ekosistemin de bu durumdan zarar görebileceği dile getirildi.

PROJE DOSYASI HALKIN ÇEKİNCELERİNİ GİDERMİYOR

Mermer ocağı ile ilgili hazırlanan ÇED raporunda orman ağaçlarıyla ilgili bilgilerin nereden alındığına ilişkin kaynak belirtilmediğine de dikkat çekilen bilirkişi raporunda, Proje tanıtım dosyasında o bölgede yaşayan halkın çekinceleri, düşünceleri ve tepkilerinin karşılamadığı görülmüştür” denildi.

HADİM KİRAZI MADENCİLİK TEHDİDİ ALTINDA

Mermer ocağı açılmak istenen bölgede ‘Hadim kirazı’ olarak bilinen farklı yaşlardaki kiraz ağaçlarının bulunduğu parsellerin yer aldığına dikkat çekilen raporda, tarımsal üretimle ilgili ise şu görüşlere yer verildi: “Bu parsellerin maden sahasında yapılacak çalışmalar sırasında gerek taş yuvarlanması gerekse maden taşıma sırasında oluşması kaçınılmaz olan tozdan olumsuz etkileneceklerdir. Bu durum ise ağaçlarda verim düşüklüğü ve çiftçi gelirlerinin azalmasına sebep olacağı söylenebilir. Dava konusu maden sahası, tapu kayıtlarında devlet ormanı olarak kayıtlı olsa da küçük ve büyükbaş hayvanların otladıkları mera vasıflı alanlara sahiptir. Mevcut durumda proje uygulandığı takdirde yakın mahallelerdeki hayvancılığın ve ilgili sahaya girişlerin güçleşeceği için maden çalışmalarından etkilemesi kaçınılmazdır.

ARICILIK DA OLUMSUZ ETKİLENECEK

Yörede kiraz çiçekleri ve doğal bitkilerin çiçeklerinin varlığı sebebiyle sahadaki bitki florası iyi kaliteli bal üretimi için arıcılık açısından ideal özellikleri barındırmaktadır. Bu çerçevede yapılan değerlendirme de madencilik çalışmalarının yörede yapılan arıcılık faaliyetleri üzerine etkisinin olumsuz olacağı; söylenebilir. Netice itibarıyla proje uygulandığı takdirde, tarımsal yaşam, hayvancılık ve arıcılık üzerinde olumsuz etkisinin olacağı; yöredeki insanların gelirlerinde düşme ve geçim kaynaklarında bir azalmaya sebep olacağı değerlendirilmektedir.”

RUHSAT SAHASININ JEOLOJİK VERİLERİ HATALI ÇIKTI

Mermer ocağı ile ilgili hazırlanan Proje Tanıtım Dosyası’nda yer verilen jeolojik verilere ilişkin verilerin hatalı olduğu bilgisine de yer verilen bilirkişi raporunda, “Davalı firma tarafından hazırlatılan Nihai Proje Tanıtım Dosyasındaki jeolojik verilerin uyumsuzluğu dikkat çekmektedir. ‘Genel Jeoloji’ başlığı altında değinilen ve nereden alıntı yapıldığı belirtilmeyen bölüm proje alanı ve yakın çevresine ait değil. ‘Konya Kapalı Havzası Stratigrafik Kesiti’nin de alıntı yapıldığı yer belirtilmemiş, formasyon isimlendirmesi yok ve ruhsat sahası çevresini yansıtmamaktadır. ‘Proje Alanını Gösterir Jeoloji Haritası ve Lejantı’ bölümünde ruhsat sahasının jeoloji haritasındaki yeri hatalı, jeolojik haritada formasyon isimleri yer almamış. Raporda yer verilen ‘Konya Kapalı Havzası Hidrojeoloji Haritası’ Konya Kapalı Havzasının tümünü kapsamaktadır. Ruhsat sahası ve çevresine ait hidrojeolojik verileri bu haritadan tespit etmek mümkün değil” ifadelerine yer verildi.  

(Mermer rezervi ve niteliğinin tespiti için yapılan karot çalışmasından alınan örneklerin görünümü)

KONYA’DAKİ PROJE İÇİN MARMARA ADASI VERİSİ KULLANILMIŞ

Mermer ocağı projesi için hazırlanan Proje Tanıtım Dosyası’ndaki ‘Notlar ve Kaynaklar’ bölümünde yer verilen ‘Türkiye Jeoloji Bülteni Cilt. 42, Sayı 1,1- 14, Şubat 1999’ atfının, ‘Marmara Adası’nda ilerleyen bölgesel metamorfizma ile tektonik tarihçe arasındaki ilişki’ başlıklı bir yayına ait olduğu vurgulanan raporda, “Marmara Adası; Balıkesir İline bağlıdır. Ruhsat sahası ile bir alakası yoktur” denildi.

‘RUHSAT SAHASINDAKİ DOLİNLERDEN BAHSEDİLMEMİŞ’

Proje dosyasında karstik arazilerin karakteristik şekillerinden olan ve ruhsat sahası içerinde bulunan dolinlerden bahsedilmediği kaydedilen bilirkişi raporunda, bölgenin hidrojeolojik özelliklerine ilişkin şu bilgilere yer verildi: “Dolinler; karstik gelişim sürecinin de en önemli göstergelerinden biridir. Dolayısıyla bir sahanın jeomorfolojik ve hidrojeolojik karstik gelişiminin belirlenebilmesi için dolin tiplerini iyi bilmek ve adlarını doğru koymak gerekmektedir. Karstik alanlarda yapılan çalışmalar bilime katkının yanında; tarım, turizm, yerleşme ve su kaynaklarının değerlendirilebilmesi açısından da önemli veriler sağlar. Karstik alanlardaki su sirkülasyonunun jeomorfolojik delilleri olan dolinlerin doğru bir şekilde araştırılması da bu süreçte oldukça önemlidir. Dolinlere boşaltılan çöpler ve endüstriyel atıkların yeraltı suyunun kirlenmesine yol açtığı bilinmektedir.

PROJE UYGULANIRSA TARIMSAL ÜRETİM VE YÖRE İNSANI ZARAR GÖRÜR

Ruhsat alanı çevresinde Karstik Kaynaklar ve/veya Vadi-Yamaç Kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynaklar, ruhsat sahası çevresinde bulunan başta kiraz ağaçları olmak üzere meyve ağaçlarının bulunduğu bahçelerin sulanması için çok önemlidir. Yöre halkı bu kaynaklardan çıkan suları geçirimsiz hale getirdikleri havuzlarda biriktirip bahçelerini sulamaktadır (Resim 14). Nihai Proje Tanıtım Dosyasında yöre halkı için önem arz eden bu konu ile ilgili de bir bilgiye yer verilmemiştir. Nihai Proje Tanıtım Dosyası jeolojik ve hidrojeolojik açıdan ruhsat sahası ile örtüşmeyen, aynı bilgilerin birçok yerde gereksiz tekrarlandığı özensiz hazırlanmış bir rapor olmuş. Proje uygulandığı takdirde; canlıların varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşıyan suyu bünyesinde taşıyan akifer zarar görecektir. Bu da tarımsal yaşam ve hayvancılık üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Sonucunda ise yöredeki insanların zarar görmesinin söz konusu olacağı değerlendirilmektedir.”

RUHSAT SAHASINDA ROMA, BİZANS VE SELÇUKLU SERAMİKLERİ

Mermer ocağı açılmak istenen bölgede köylülerin bulduğu arkeolojik kalıntılar hakkında daha önce Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na başvuru yapılmış ancak Kurul alandaki kalıntıları tescile değer bulmamıştı. Mahkemenin atadığı bilirkişi heyetinde yer alan uzman arkeolog tarafından yapılan incelemenin ardından konuyla ilgili hazırlanan raporda yer verilen bilgilerde ise alanın eski bir yerleşim olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer veriliyor:

“Olay yerinde yaptığımız incelemede; ruhsat sahası içinde bir yerin 70-80 cm. kazıldığı görülmüştür Kazılan bu alana 50-60 metre uzaklıkta 3 metre uzunluğunda, 1,50 cm genişliğinde ve 80 cm derinliğinde bir yerin daha kazıldığı görülmüştür. Kazılan bu alandan çıkarılan seramik parçaları çalılık içine saklanmıştır. Bu seramik parçalar Roma, Bizans ve Selçuklu Dönemlerine aittir. Kaçak kazı yapılan bu yerin 3 metre yanında açık hava kurban sunumu yapılan bir arkeolojik obje görülmüştür. Tek parça, beyaz, yerel mermer üzerine oluşturulan yuvarlak formlu kurban kanları konulduğu düşünülen buluntuya rastlanmıştır. Çevrede yaptığımız incelemede antik dönemlerde yapılmış ve kullanılmış, antik bir yol tespit edilmiştir. Bu antik yolun, Astra Antik Kentine (Bolat Yaylası) ulaştığını düşünmekteyim. Astra Antik Kenti buraya yaklaşık 4 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Eski bir yerleşim yeri olduğu görülen bu alanın Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından incelenerek tescil edilmesi gerekmektedir.”

(Mahkemenin atadığı arkeolog bilirkişinin tespit ve görüşleri (altta) ve yöre halkının başvurusuna olumsuz yanıt veren Koruma Kurulu’nun resmi yazısı.

PROJE ‘ÇED GEREKLİDİR’ KAPSAMINA ALINMALI

İdarenin ÇED Gerekli Değildir Kararı verdiği, ancak yöre halkının yargıya taşıdığı mermer ocağı projesiyle ilgili yapılan arazi incelemesinin ardından hazırlanan bilirkişi raporunun sonuç kısmında ise projeyle ilgili hazırlanan ÇED raporunun yetersiz olduğuna da vurgu yapılarak proje alanının ÇED Gereklidir kapsamına alınması gerektiği kaydedildi.