Ana Sayfa Blog Sayfa 6

19 Şubat 2026 Günün COP31 ve İklim Gündemi Raporu

Günün Ekoloji ve İklim Raporu: Küresel Vizyon & Yerel Saha Analizi

Yönetici Özeti: Türkiye, Kasım 2026’da Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 için hazırlıklarını en üst düzeye çıkardı. 12-13 Şubat 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen başlangıç toplantısı ile yol haritası netleşirken; yerelde Ege ve Akdeniz’deki orman yangını alanlarının rehabilitasyonu ile “süper izin” olarak adlandırılan yeni maden yasası arasındaki gerilim, haftanın en kritik gündem maddesi oldu.


📍 1. Yerel İzleme: Akdeniz ve Ege Odaklı Saha Haberleri

  • Antalya İklim Adaleti Forumu: 28 Ocak 2026’da toplanan ve sonuç bildirgesi 18 Şubat’ta yayımlanan forum; Antalya’daki kıyı betonlaşması, tarım alanlarının plansız kullanımı ve orman yangınlarının ekosistem üzerindeki etkilerini “iklim adaletsizliği” olarak tanımladı. Forum bünyesinde bir Sekreterya kurularak COP31 öncesi sivil katılımın artırılması kararlaştırıldı.
  • Muğla & Aydın (Madencilik Baskısı): Yeni “maden yasası” düzenlemeleri ile zeytinliklerin ve tarım alanlarının madenciliğe açılmasını kolaylaştıran “süper izin” süreçlerine karşı bölge halkı ve TEMA Vakfı’nın tepkisi sürüyor. 29 ilde yapılan haritalama, orman ve su havzalarının büyük kısmının maden ruhsatı baskısı altında olduğunu gösteriyor.
  • Ege (Yenilenebilir Enerji): Aydın’ın Çine ilçesi gibi bölgelerde, orman alanlarına kurulan rüzgar enerjisi türbinlerinin lokasyon seçimleri, “temiz enerji-orman koruma” ikilemini tartışmaya açtı.

🌐 2. Küresel İzleme: COP31, Enerji ve İklim Adaleti

  • COP31 Hazırlık Seferberliği: Bakan Murat Kurum başkanlığında Antalya EXPO alanında yapılan incelemelerle, kentin “sıfır atık” ve “yeşil enerji” altyapısı zirveye hazır hale getiriliyor. Zirveden 2 milyar dolarlık gelir ve önemli iklim fonlarına erişim hedefleniyor.
  • Gıda Adaleti ve Standartlar: 1 Mart 2026 itibarıyla gıda katkı maddeleri ve üretim standartlarında yeni bir dönem başlıyor. Gıda işletmelerine uyum için Mart ayına kadar süre tanınırken, iklim krizi kaynaklı gıda arz güvenliği COP31’in ana masalarından biri olacak.
  • Madencilik İhracatı Hedefi: Türkiye’nin maden ihracatının 2026’da 10 milyar doları aşması bekleniyor. Ancak çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin “hızlandırılması”, ekoloji örgütleri tarafından “denetimsizlik” riski olarak görülüyor.

18 Şubat 2026 Günün COP31 ve İklim Gündemi Raporu

Günün Ekoloji ve İklim Raporu: Küresel Vizyon & Yerel Saha Analizi

18 Şubat 2026

Yönetici Özeti: Türkiye, Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek olan COP31 için “seferberlik” aşamasına geçti. Zirve hazırlıkları sürerken, hükümet kanadı 2026 içerisinde **”Su Kanunu”**nun yasalaşmasını hedefliyor. Yerel sahada ise Antalya İklim Adaleti Forumu’nun yayımladığı bildirge, ekoloji mücadelesinin COP31 öncesi sivil toplum ayağındaki en güçlü sesi olarak öne çıkıyor.


📍 1. Yerel İzleme: Akdeniz ve Ege Odaklı Saha Haberleri

  • Antalya – COP31 Hazırlık ve Şehir Vizyonu: Zirve için Belek, Lara ve Kundu bölgeleri kapsama alındı. TAYED Başkanı Ali Rıza Öner, Antalya’nın COP31 vesilesiyle “net sıfır enerjili şehir altyapısı” için somut bir model olabileceğini vurguladı. Antalya EXPO alanında Bakan Murat Kurum başkanlığında ilk hazırlık toplantıları tamamlandı. [Kaynak 1.1, 1.2, 1.5]
  • Antalya İklim Adaleti Forumu: 28 Ocak 2026’da Antalya Barosu ev sahipliğinde toplanan forum; 17 dernek, 5 sendika ve yerel yönetim temsilcilerinin katılımıyla sonuç bildirgesini yayımladı. Bildirgede, COP31 sürecinde tüm hak mücadelelerini güçlendirme çağrısı yapıldı. [Kaynak 3.6]
  • Ege ve Göller Bölgesi – Koruma Planları: Tarım ve Orman Bakanlığı; 2026 yılında Bafa, Eğirdir, Beyşehir, Burdur ve Akşehir gibi kuraklık riski altındaki göller için özel eylem planlarını devreye alacağını açıkladı. [Kaynak 3.5]

🌐 2. Politika ve Adalet: Su Hakkı, Ormanlar ve Enerji

  • 2026 Su Kanunu Hedefi: Bakan İbrahim Yumaklı, iklim risklerine karşı hazırlanan Su Kanunu taslağının son aşamada olduğunu ve 2026 yılı içerisinde TBMM’den geçmesini beklediklerini duyurdu. [Kaynak 3.1, 3.4]
  • Küresel Okyanus Antlaşması: Greenpeace’in kampanyası sonucunda Türkiye, Ocak 2026 itibarıyla Küresel Okyanus Antlaşması’nı onayladı. Bu adım, deniz ekosistemlerinin korunması ve iklim adaleti için kritik bir kazanım olarak değerlendiriliyor. [Kaynak 3.2]
  • Entegre Yönetim: 2026 yılında, orman yangınlarının su havzaları üzerindeki yıkıcı etkisini azaltmak amacıyla “entegre su ve toprak yönetimi” modellerinin kilit rol oynayacağı öngörülüyor. [Kaynak 3.3]

“COP31” Kaynak Listesi (Linkler)

17 Şubat 2026 Günün COP31 ve İklim Gündemi Raporu

COP31 ve İklim Gündemi Raporu

1. Yönetici Özeti

Son 24 saatlik taramalar, COP31 (Antalya 2026) sürecinin artık “teknik hazırlık” aşamasından “küresel finansal müzakere” aşamasına geçtiğini göstermektedir. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek zirve için “İklim Finansmanı ve Teknoloji Transferi Fonu” önerisi bugün ilk kez uluslararası bir platformda (G20 Çalışma Grubu) dile getirilmiştir. Ekoloji cephesinde ise, 2026 kışının Kuzey Yarımküre’de “kar örtüsünün en hızlı çekildiği yıl” olarak kayıtlara geçmesi, özellikle tarımsal su hakkı ve hidroelektrik enerji güvenliği tartışmalarını alevlendirmiştir. Sosyal medyada ise (X/Bluesky), Antalya’nın COP31 öncesi yerel ekolojik sorunları (mermer ocakları ve kıyı erozyonu) sivil toplum tarafından “samimiyet testi” olarak gündeme taşınmaktadır.


Rapor Başlığı: Günlük Ekoloji Raporu – 17 Şubat 2026 Tematik İçerik:

  • COP31 ve Türkiye Vizyonu: Zirve 2026 Kasım’da Antalya’da. Türkiye, “İklim Diplomasisi Akademisi” kurarak zirve öncesi 100 ülkeden genç delegeyi Antalya’da ağırlamaya hazırlanıyor.
  • Su Hakkı ve Kuraklık: 16 Şubat gecesi yayımlanan uydu verileri, Fırat ve Dicle havzalarındaki kar sularının erime hızının normalin %30 üzerinde olduğunu gösterdi. Bu durum, yaz aylarında “erken kuraklık” ve su kullanım hakları krizini tetikleyebilir.
  • Akademik Veri: Nature Sustainability’de bugün yayımlanan bir çalışma, “Su Adaleti” kavramının COP31’in nihai metnine girmesi için hukuki bir çerçeve sundu.
  • Ekolojik Tehdit: Türkiye’nin yeni “Emisyon Ticaret Sistemi” (ETS) pilot uygulaması için sanayi tesislerinin su ayak izi beyanları bugün itibarıyla dijital sisteme açıldı.

3. Kaynak Listesi ve Bağlantılar

  1. Türkiye’nin COP31 Finansman Teklifi: G20 DetaylarıT.C. İklim Değişikliği Başkanlığı
  2. 2026 Kış Analizi: Kar Örtüsü ve Erken Erime RaporuNational Snow and Ice Data Center (NSIDC)
  3. Su Adaleti ve COP31: Hukuki Bir GereklilikNature Sustainability (Akademik Özet)
  4. Antalya Ekoloji Platformu: COP31 Öncesi Yerel TaleplerAntalya Ekoloji Platformu
  5. Sanayide Dijital Su Ayak İzi Takip Sistemi AçıldıEkonomim Gazetesi

16 Şubat 2026 Günün COP31 ve İklim Gündemi Raporu

COP31 ve İklim Gündemi Raporu

1. Yönetici Özeti

Bugünkü taramalarda öne çıkan en kritik gelişme, Türkiye’nin COP31 (Antalya 2026) ev sahipliği kapsamında “İklim Finansmanı ve Teknoloji Transferi” odaklı yeni bir bölgesel iş birliği platformu kuracağını açıklamasıdır. Küresel ölçekte, Amazon ormanlarındaki son 24 saatlik uydu verileri, nem kaybının “geri dönüşü olmayan nokta”ya (tipping point) yaklaştığını teyit ederken; su hakkı savunucuları, Orta Doğu ve Akdeniz havzasında suyun bir “jeopolitik silah” olarak kullanılma riskine karşı COP31 öncesi uluslararası bir “Su Şartı” (Water Charter) çağrısında bulunmuştur. Türkiye’de ise İklim Kanunu çerçevesinde yerel yönetimlerin emisyon azaltım hedeflerine dair ilk denetim mekanizmaları bugün itibarıyla resmen duyurulmuştur.


Başlık: Günlük Ekoloji Raporu – 16 Şubat 2026 Özet Veri:

  • COP31 ve Antalya Gündemi: Zirve 2026 Kasım’da Antalya EXPO alanında yapılacak. Türkiye, “İklim Diplomasisi Akademisi” kurarak zirve öncesi genç delegeleri eğitmeye başladı.
  • Su Hakkı ve Krizi: Orta Doğu’daki sınır aşan sular üzerinde yükselen gerilim, COP31’in “Su ve Barış” temasını güçlendiriyor. Sivil toplum, suyun ticari bir emtia değil, evrensel bir insan hakkı olarak anayasal güvence altına alınmasını talep ediyor.
  • Karbon Piyasası: Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için sanayi tesislerine yönelik “Sınırda Karbon Düzenlemesi” (SKDM) uyum rehberi bugün yayımlandı.
  • Biyoçeşitlilik: Son 24 saatte yayımlanan bir akademik çalışma, deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın Akdeniz’deki endemik deniz çayırı (Posidonia oceanica) yataklarının %15’ini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını kanıtladı.

3. Kaynak Listesi ve Bağlantılar

  1. Türkiye’nin COP31 Stratejisi: Finansman ve Teknoloji Odaklı Yaklaşımİklim Değişikliği Başkanlığı
  2. Amazon Ormanlarında Kritik Eşik: 2026 Şubat Uydu AnaliziNature Climate Change (Özet)
  3. COP31 Öncesi Su Şartı Çağrısı: Su Bir Hak mıdır?UN Water / BM Su Raporu Özeti
  4. Sanayici İçin SKDM ve ETS Uyum Rehberi YayındaTOBB / Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
  5. Akdeniz’in Akciğerleri Tehlikede: Deniz Çayırı RaporuAkdeniz Koruma Derneği
  6. ·  Antalya COP31 Hazırlık ve Vizyon Raporu: İklim Değişikliği Başkanlığı – Resmi Duyurular
  7. ·  Ege’de Madencilik ve Tarımsal Etkiler: Cumhuriyet – Yerel Direniş ve Hukuki Süreçler
  8. ·  İklim Bütçesi ve Sivil Toplum Eleştirileri: Greenpeace Türkiye – 2026 Bütçe Analizi
  9. ·  Su Yönetimi ve Kuraklıkla Mücadele: Su Politikaları Derneği – Akdeniz Raporu
  10. ·  İklim Kanunu ve Karbon Vergisi Analizi: Ekonomi Dünyası – Yeşil Ekonomi Denklem
  11.  

15 Şubat 2026 Günün Ekoloji ve İklim Raporu

COP31 ve İklim Gündemi Raporu

1. Yönetici Özeti

Son 24 saatlik gelişmelerin odak noktası, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31 (Antalya 2026) zirvesinin diplomatik ve kurumsal hazırlıklarıdır. 13 Şubat’ta İstanbul’da tamamlanan “COP31 Başlangıç Toplantısı”, zirvenin vizyonunu fosil yakıtlardan ziyade sürdürülebilir dönüşüme odaklamıştır. Akademik ve küresel düzeyde ise Birleşmiş Milletler’in 2026 raporu, iklim krizini ilk kez resmi olarak bir “küresel insan hakları ihlali” olarak tanımlayarak uluslararası hukukta yeni bir dönem başlatmıştır. Türkiye’nin, Avustralya ile paylaştığı başkanlık modelinde “ev sahibi ve eylem gündemi sorumlusu” olarak rolü netleşirken, yerel ekoloji gündeminde şehirlerin artan ısı stresi ve su yönetimi krizleri bilimsel raporlarla (İklim Raporu 2026) ön plana çıkmaktadır.


Rapor Başlığı: Günlük Ekoloji Raporu – 15 Şubat 2026 Tematik İçerik:

  • COP31 Diplomasisi: Antalya’da 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde yapılacak zirve için Türkiye ve Avustralya ortak liderlik modelinde uzlaştı. Türkiye; ev sahipliği ve “İklim Şampiyonu” atamalarından sorumluyken, Avustralya “Müzakere Başkanı” olarak teknik süreci yönetecek.
  • Hukuki Devrim: BM’nin 2026 raporu; yaşam, sağlık, barınma ve gıda haklarının iklim krizi nedeniyle sistematik olarak ihlal edildiğini tescilledi. Bu durum, iklim davalarında devletlerin sorumluluğunu artıracak bir emsal niteliğindedir.
  • Şehir Riskleri: “İklim Raporu 2026”, şehirlerde artan ısıl stres ve baraj doluluk oranlarındaki değişkenliğin gıda fiyatları ve iş gücü üretkenliği üzerindeki doğrudan etkilerini rakamlarla ortaya koydu.
  • Ekolojik Tehditler: 2026 itibarıyla okyanuslara karışan plastik kirliliği yıllık 14 milyon tona ulaşırken, biyolojik çeşitlilik kaybı modern tarihin en hızlı seviyesinde seyrediyor.

3. Kaynak Listesi ve Bağlantılar

  1. Bakan Kurum: Fosil Yakıtlara Öncelik Verilmesini Reddetti (13.02.2026)İklim Haber
  2. BM 2026 Raporu: İklim Değişikliği Bir Hak İhlalidirCevreciyiz.com
  3. İklim Değişikliği Başkanı Hasar’dan COP31 VizyonuT.C. İklim Değişikliği Başkanlığı
  4. 2026’da Dünyayı Bekleyen 16 Çevre SorunuSosyalUp / Earth.Org Analizi
  5. İklim Raporu 2026: Şehirleri Bekleyen Su ve Isı RiskleriTemasis Akademi
  6. ·  COP31 İstanbul Başlangıç Toplantısı Detayları: Ekonomim – Bakan Kurum Başkanlığında Toplantı
  7. ·  İklim Zirvesi COP31: Fırsatlar ve Beklentiler: Greenpeace Türkiye – 2026 Yol Haritası
  8. ·  Gıda Sektörü ve 2026 Trendleri Raporu: BBM Magazine – Gıda Tüketiminde Şeffaflık
  9. ·  Türkiye’nin Ev Sahipliği ve Avustralya İş Birliği: REC Türkiye – COP31 Antalya Planlaması
  10. ·  Tarım Ekonomisi ve 2026 Öngörüleri: Gıda Türk – Dezenflasyon ve Yapısal Önlemler

12 Şubat 2026 Günün Ekoloji ve İklim Raporu

COP31 ve İklim Gündemi Raporu

1. Yönetici Özeti

Bugünkü taramalarda en dikkat çekici gelişme, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayımlanan yeni bir raporla iklim krizinin ilk kez resmi bir “küresel insan hakları ihlali” olarak tanımlanması olmuştur. Bu hukuki dönüşüm, 2026 Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek olan COP31 öncesinde “iklim adaleti” tartışmalarını teknik bir konudan temel bir hak arayışına taşımıştır. Türkiye cephesinde ise, 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) uyum kapsamında, sanayide Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) hazırlıkları ve yerel yönetimlerin 2027 sonuna kadar tamamlaması gereken “Yerel İklim Eylem Planları” (YİDEP) gündemin merkezindedir. Su hakkı savunucuları ise 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nün ardından, suyun ticarileştirilmesine karşı havza bazlı ve halkçı bir yönetim modelinin aciliyetini vurgulamaya devam etmektedir.


Rapor Başlığı: Günlük Ekoloji Raporu – 12 Şubat 2026 Tematik İçerik:

  • COP31 ve Antalya Hazırlıkları: Zirve 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak. Türkiye ev sahibi ve dönem başkanı; Avustralya ise müzakere başkanlığını yürütecek. “Liderler Zirvesi”nin İstanbul’da yapılması planlanıyor.
  • Hukuki Dönüşüm (İnsan Hakları): BM’nin 2026 raporu; yaşam, sağlık, barınma ve gıda haklarının iklim krizi nedeniyle sistematik olarak ihlal edildiğini tescilledi. Bu durumun COP31 müzakerelerinde tazminat ve finansman taleplerini güçlendirmesi bekleniyor.
  • İklim Kanunu ve Uygulama: 9 Temmuz 2025’te yayımlanan İklim Kanunu uyarınca, sanayi kuruluşlarının karbon emisyonu raporlaması ve ETS entegrasyonu kritik aşamada. 2026-2027 pilot döneminde sanayiciye ücretsiz tahsisat hakları tanınacak.
  • Su Hakkı Mücadelesi: İklim Adaleti Koalisyonu, sulak alanların madencilik ve sanayi tahsisleriyle tüketilmesini “ekokırım” olarak tanımlıyor. Su Kanunu Taslağı’na yönelik şeffaflık ve katılım talepleri artıyor.

3. Kaynak Listesi ve Bağlantılar

  1. İklim Değişikliği Artık Bir Hak İhlali Olarak Tanımlanıyor (BM 2026 Raporu)Cevreciyiz.com
  2. COP31 Antalya: 2026’da Dünyanın İklim MerkeziSualtı Gazetesi
  3. TAYED Başkanı Öner’den COP31’e ‘Net Sıfır Şehir’ Teklifi (11.02.2026)Ekonomi Gazetesi
  4. İklim Adaleti Koalisyonu: Su Yoksa Yaşam da Yok!T24
  5. Türkiye İklim Kanunu ve ETS Süreci AnaliziFikir Turu

4. Kaynak Değerlendirmesi

Veriler; BM’nin küresel norm belirleyici raporları, Türkiye’deki resmi yasama süreçleri ve sivil toplumun saha gözlemlerinin bir sentezidir. 12 Şubat itibarıyla, iklim krizinin teknik bir emisyon meselesinden ziyade, toplumsal bir hak ve adalet meselesi olarak daha güçlü şekilde tartışıldığı görülmektedir


🌍 Günün Ekoloji ve İklim Raporu: Küresel COP31 & Yerel Saha Analizi

Yönetici Özeti: Türkiye, Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek olan COP31 (BM İklim Değişikliği Konferansı) için resmi hazırlıklarını hızlandırırken, sivil toplum ve yerel yönetimler “İklim Adaleti” ve “Adil Geçiş” başlıkları altında hazırlıklarını sürdürüyor. Yerel sahada ise İzmir ve Muğla ekseninde orman alanlarının korunması ve madencilik baskısı ana gündem maddelerini oluşturuyor.


📍 1. Yerel İzleme: Akdeniz ve Ege Odaklı Saha Haberleri

  • Antalya – COP31 Hazırlık Seferberliği: Belek, Lara ve Kundu bölgeleri zirve için planlamaya dahil edildi. Antalya’nın milyarlarca dolarlık iklim fonlarından yararlanması için “İklim ve Afet Direnç Merkezi” kurulması talebi sektör temsilcileri tarafından dile getirildi.
  • İzmir – Gıda Adaletinde “Milano Paktı”: İzmir Büyükşehir Belediyesi, gıda güvenliği ve adaleti konusunda Milano Paktı ile dünya çapında öncü bir rol üstleniyor. “Sofrada Adalet” hamlesiyle kent bostanları ve gıda atıklarının dönüşümü projeleri COP31 öncesi model olarak sunuluyor.
  • Ege – Orman Yangınları ve Rant Tartışmaları: İzmir Yamanlar’daki yangın sonrası alanların rehabilitasyonu ve ormanların anayasal güvence altında korunması gündemdeki yerini koruyor.
  • Muğla & Aydın – Madencilik Baskısı: Ege illerinde madencilik projelerine karşı ekolojik bilinç raporları yayınlanıyor; şirketlerin maden sahaları için orman alanlarına yönelik baskısı devam ediyor.

🌐 2. Küresel İzleme: İklim Kanunu ve Karbon Ekonomisi

  • 7552 Sayılı İklim Kanunu: Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) pilot uygulaması 2026’da başlıyor.
  • Müzakereden Mücadeleye: 350 Türkiye ekibi, Antalya COP 31’e giden yolda “Müzakereden Mücadeleye: COP 31’e Doğru İklim Hareketi” webinar serisini başlattı.
  • Enerji Öz yeterliliği: Küba’nın petrol ambargosuna karşı geliştirdiği enerji öz yeterlilik planı ve fotovoltaik güneş enerjisi yatırımları, enerji dönüşümü konusunda küresel bir örnek olarak tartışılıyor.

“COP31” Kaynak Listesi (Bağlantılar)

10 Şubat 2026 Günün Ekoloji ve İklim Raporu

Günün Ekoloji ve İklim Raporu: Küresel Strateji & Yerel Saha Analizi

Yönetici Özeti: Antalya’da gerçekleşecek COP31 için geri sayım sürerken, Türkiye’nin “Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)” ve “İklim Kanunu” çerçevesindeki yasal hazırlıkları 2026’nın ilk çeyreğinde ana gündem maddesi. Yerelde ise Ege ve Akdeniz’deki orman varlıklarının madencilik projeleriyle karşı karşıya kalması, sivil toplumun “İklim Adaleti” taleplerini sertleştiriyor.


📍 1. Yerel İzleme: Akdeniz ve Ege Odaklı Saha Haberleri

  • Antalya – COP31 Lojistik ve Alt yapı: Zirvenin Belek ve Kundu hattında yapılacağı kesinleşirken, bölgedeki tesislerin “Sıfır Atık” ve “Yeşil Enerji” sertifikasyon süreçleri denetleniyor. Antalya’nın su stres haritası, zirvenin “Uyum (Adaptation)” masasında vaka analizi olarak sunulacak.
  • Muğla & Aydın – Maden İhaleleri ve Zeytinlikler: Şubat ayının son haftasında gerçekleşecek maden sahası ihaleleri öncesi bölge baroları ve çevre dernekleri ortak bir hukuki set oluşturdu. “Gıda Adaleti” bağlamında zeytinliklerin korunması, COP31 öncesi yerel direnişin sembolü haline geldi.
  • Ege – Rüzgar ve Güneş Hibeleri: Ege Bölgesi’ndeki tarımsal işletmelerin kendi enerjisini üretmesi için sağlanan hibe desteklerinde, iklim adaleti gereği küçük ölçekli üreticilere öncelik verilmesi kararlaştırıldı.

🌐 2. Küresel İzleme: İklim Ekonomisi ve Su Hakkı

  • 7552 Sayılı İklim Kanunu Uygulaması: Kanun kapsamında kurulan İklim Değişikliği Başkanlığı, karbon vergisinden elde edilecek gelirin bir kısmının “Yerel İklim Eylem Planları”na (YİEP) aktarılacağını duyurdu.
  • Su Hakkı ve Akdeniz Paktı: Akdeniz ülkeleri arasında 2026 başında imzalanan protokolle, sınır aşan suların yönetiminde “Ekolojik Su Hakkı” tanımı ilk kez resmi metinlere girdi.
  • Orman Rehabilitasyonu: Yangın sonrası alanların madencilik yerine “Biyoçeşitlilik Rezervi” olarak tescillenmesi talebi, sivil toplumun COP31 deklarasyonunda ilk sırada yer alıyor.

📚 3. “COP31” Kaynak Listesi (Linkler)

54 Kurumdan Rojava Çağrısı: Ekolojik Yaşam, Kadın Özgürlüğü ve Demokratik Toplum Hedefte

Ekoloji, kadın ve insan hakları alanında faaliyet yürüten 54 kurum, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı ortak basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, saldırıların sadece askeri değil, ekolojik yıkımı ve demokratik yaşamı hedef aldığı vurgulanarak derhal durdurulması çağrısı yapıldı.

Ekoloji, kadın, emek ve insan hakları alanlarında faaliyet yürüten çok sayıda kurum, “Rojava’ya yönelik saldırılara karşı: Ekolojik yaşamı, kadın özgürlüğünü ve demokratik toplumu savunuyoruz” başlığıyla 21 Ocak 2026 tarihinde ortak bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, Kuzey ve Doğu Suriye’de (Rojava) çatışma riskinin giderek arttığına dikkat çekilerek, Kürt kentleri ve yerleşimlerine dönük baskı ve saldırıların derinleştiği belirtildi.

Kurumlar, sahadan gelen bilgilerin Şam yönetimiyle yürütülen görüşmelerin sonuçsuz kaldığını ve bunun yeni bir çatışma dalgasının önünü açtığını gösterdiğini ifade etti. Açıklamada, bu durumun yalnızca bir “güvenlik meselesi” olmadığı vurgulanarak, IŞİD tutuklularının bulunduğu hapishaneler ile al-Hol gibi kamplar çevresinde ciddi bir boşalma ve kaçış riskinin ortaya çıktığına dikkat çekildi. Rojava’nın istikrarının, IŞİD barbarlığına karşı dünya çapında verilen mücadelenin geleceği açısından hayati önemde olduğu belirtildi.

Aynı dönemde Türkiye’nin Suriye’de Kürt güçlerine karşı askeri desteğe açık olduğu yönündeki açıklamaların da kamuoyuna yansıdığı hatırlatılan metinde, bu tür girişimlerin bölgedeki çatışma dinamiklerini beslediği ve Türkiye’de barışçıl-demokratik çözüm arayışlarını da olumsuz etkilediği ifade edildi. Açıklamada, sınır ötesinde büyüyen savaş dilinin, sınır içinde demokratik siyasetin alanını daralttığı ve toplumsal barış ihtimalini zayıflattığı vurgulandı.

Ortak açıklamada Rojava’nın, kadın özgürlüğü, birlikte yaşam ve ekolojik yaşam pratikleriyle örülmüş özgün bir toplumsal deneyim olduğunun altı çizildi. Kadınların öncülüğünde kurulan, doğayla uyumlu ve kolektif yaşamı esas alan yapıların, savaş koşullarında dahi yaşamı yeniden kurma iradesini temsil ettiği ifade edildi. Bu deneyimin, toprağın, suyun, müştereklerin ve kadınların öz örgütlülüğünün nasıl savunulabileceğine dair güçlü bir politik ve etik iddia olduğu kaydedildi.

Ekoloji hareketi açısından saldırıların daha geniş bir anlam taşıdığına dikkat çekilen açıklamada, iklim krizi çağında savaş ve işgal politikalarının yalnızca insanları yerinden etmediği; aynı zamanda ekosistemleri parçaladığı, suyu ve toprağı birer savaş aracına dönüştürdüğü belirtildi. Rojava’ya yönelik saldırıların, ekolojik yıkım ile otoriter güvenlik rejimlerinin eş zamanlı olarak genişlediği bir sürece işaret ettiği ifade edildi.

Kurumlar, çağrılarını şu başlıklar altında topladı: Kuzey ve Doğu Suriye’de sivillerin, kadınların, çocukların ve yerinden edilenlerin güvenliğinin derhal sağlanması; HTŞ’nin iktidara gelmesinden bu yana Dürziler, Hıristiyanlar, Aleviler ve Sünni İslam dışında kalan kesimlere yönelik katliam ve zorla yerinden etmelerin son bulması; tüm Suriye’de kalıcı ateşkesin sağlanması; siyasi müzakere zeminlerinin yeniden kurulması; etnik ve dinsel grupların yaşam hakkı başta olmak üzere temel haklarının tanınması ve uluslararası insancıl hukuka uyulması.

Açıklamada, Rojava’nın kazanımlarının dünya genelindeki özgürlük ve ekoloji mücadelelerinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı. “Bugün Rojava’nın sesi kısılırsa, yalnızca bir coğrafya değil; kadınların özgür yaşam iddiası, demokratik toplum fikri ve ekolojik ortak yaşamın mümkünlüğü de hedef alınmış olur” denildi.

Metnin sonunda, imzacı kurumlar Rojava’daki ekolojik yaşamı, kadın özgürlüğünü ve demokratik toplum iradesini savunduklarını belirterek, saldırıların derhal durdurulmasını, sivillerin korunmasını ve barışçıl-siyasi çözüm kanallarının işletilmesini talep etti.

İmzacı Kurumlar:

Doğayla Barış Çalışma Grubu
Ekoloji Birliği
Türkiye Çevre Platformu
İklim Adaleti Koalisyonu
Adaların Atları Platformu
Adana Ekoloji Platformu
Avrupa Devrimci Demokrat Komün İnisiyatifi
Bakırköy Kent Savunması
Burhaniye Çevre Platformu
Bursa Su Kolektifi
Datça Kadın Platformu
DEM Parti Ekoloji, Tarım ve Hayvan Hakları Komisyonu
Demokrat Çerkes Kongresi Girişimi
Doğanın Çocukları
Ekoloji Politik
Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası
İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu
İstanbul 12. Trans Onur Haftası
Jineps Gazetesi
Kadın Hafıza ve Dayanışma İnisiyatifi
Kadın Savunma Ağı
Kadının İnsan Hakları Derneği
Karakoçan Dayanışma İnisiyatifi
Kazma Bırak Kampanyası
KESK Haber-Sen
Malatya Çevre Platformu
Meşe Derneği
Mezopotamya Ekoloji Hareketi
Muğla Çevre Platformu (MUÇEP)
Özgür Baretliler
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ekoloji Komisyonu
Polen Ekoloji Kolektifi
Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneği
Samandağ Ekoloji Platformu
Sosyal Adalet Hareketi (SAHİ)
Süphan Dağcılık Çevre ve Ekoloji Derneği
Tarım Orkam-Sen
Validebağ Savunması
Van Çevre Derneği
Yeşil Sol Parti Ekoloji Meclisi
Zilan Ekoloji Platformu
78’liler Hareketi

Kaynak: https://www.habereguven.com/54-kurumdan-rojava-icin-ortak-cagri-ekolojik-yasam-kadin-ozgurlugu-ve-demokratik-toplum-hedefte

2. Mezopotamya Su Forumu Sonuç Deklarasyonu

Diyarbakır (Amed)

Mezopotamya Su Forumu’nun sonuç bildirgesi, Dicle ve Fırat nehirlerinin özgürleştirilmesini hedefleyen geniş kapsamlı bir toplumsal iradeyi yansıtmaktadır. Dokuz ülkeden gelen aktivist ve akademisyenlerin katılımıyla hazırlanan metin, suyun ticari bir meta değil, barışın ve ortak yaşamın temeli olan canlı bir varlık olarak kabul edilmesini savunmaktadır. Mevcut baraj projelerinin ve sermaye odaklı politikaların ekolojik yıkıma yol açtığını vurgulayarak, bu tahribata karşı Mezopotamya Su Meclisi ve kadın odaklı diplomasi gruplarının kurulmasını önermektedir. Özellikle bölgedeki mega projelerin durdurulması ve nehirlerin doğal döngüsüne geri kazandırılması için yerel halkların söz sahibi olduğu demokratik bir yönetim modeli çağrısı yapılmaktadır. Sonuç olarak belge, suyun hegemonya aracı olarak kullanılmasına karşı çıkarak, tüm canlıların yaşam hakkını koruyan bir dayanışma ağı inşa etmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye, Suriye, İran, Irak devletlerinden ile bu devlet sınırları içerisinde kalan Kürdistan coğrafyasından olmak üzere dokuz farklı ülkeden gelen üç yüzü aşkın aktivist, akademisyen, araştırmacı, öğrenci, kadın, ekoloji örgütü ve yerel yönetim temsilcisi ile birlikte 17-19 Ekim 2025 tarihlerinde kadim Dicle Nehri’nin kıyısında Diyarbakır’da (Amed’te) Mezopotamya’da Halkların İradesiyle Şekillenen Bir Su Geleceği İçin; ‘Bütünleştiren Sularla, Ortak Yaşama!’ hedefi ile yaptığımız 2. Mezopotamya Su Forumu Sonuç Deklarasyonu Mezopotamya ve Dünya Halklarına duyurumuzdur.

Kapitalizm, endüstriyalizm ve ulus devlet politikalarıyla yaşam alanlarımız üzerinde ekolojik ve toplumsal krizleri derinleştirerek sürdürülen tahakküm ve sömürü, yerkürede kâr maksimizasyonuna feda edilmeyen tek bir alan bırakmamaktadır. Bu uğurda ülkeler arası savaşlar yaşam alanları, sular ve yeraltı varlıkları üzerinden sürdürülmektedir. Bu süreci en derin yaşayan coğrafyalardan biri, biyolojik çeşitlilik açısından son derece elverişli yaşam olanaklarına sahip ve insanlığın ilk toplumsallaşma mekânlarından biri olan Mezopotamya’dır. Mezopotamya Su Forumu’nda ortaya çıkan ortak irade, su, barış ve özgürlük mücadelesinin ortak zeminini açık biçimde ortaya koymaktadır. Fırat ve Dicle nehirlerinin, su varlıklarının ve havzaların özgürleştirilmesi, bunun sağlanması için gerekli iradenin halkların su diplomasisi ve toplumsal örgütlenme hattının inşasıyla mümkün olduğu ortak kararımızdır.

Dünyanın sömürü altındaki pek çok bölgesinde olduğu gibi coğrafyamızda da doğal ve kültürel yapının çökmesi, iklim krizinin derinleşmesi, endüstriyel kirlilik ve bölgesel güvenlik politikaları, Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde derin bir baskı yaratırken havzada yaşam gasp edilmektedir. Nehirler; ortak yaşamı kuran, ekolojik bütünlük, toplumsal adalet ve kalıcı barış için yol gösteren temel yaşamsal varlıklardır. Günümüzde ise egemen iktidarların güç ve gelecek planlamasından yoksun politikalarıyla üzerinde hegemonya kurulan birer “nesne” haline getirilmiş, sömürgeci politikaların aracı durumuna sürüklenmiştir.

GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile yıllardır sürdürülen merkezî ve sermaye odaklı kurgu, suyu bölgesel kalkınma adıyla metalaştıran bir proje alanına dönüştürüyor ve bu yaklaşım su krizini daha da derinleştiriyor. Nehirlerin doğal akışını kesen baraj zinciri küçük aile tarımını tasfiye ederken geniş vadileri, ovaları su altında bırakarak ekosistemleri ve yaşam alanlarını yok ediyor. Akış aşağı havzalarda toprak tuzlanmasının artışına ve geçimlik ekonominin çökmesine yol açıyor. Bu dönüşüm, bölge gençliğini işsizliğe iten yeni bir ekonomik bağımlılık yaratmakta; toprağıyla geçinen halkları mülksüzleştiren, zorla yerinden eden ve yıllardır sürdürülen sistematik özel savaş politikalarıyla birlikte toplumsal ve ekolojik tahribatı derinleştirmektedir.

Mezopotamya’da suları, nehirleri kaybediyoruz. Suyun geleceği bu coğrafyada yaşayan bütün halkların ortak yaşamıdır. Örneğin yalnızca İran’da bin üç yüz baraj ve yüz yirmi bin sondaj kuyusu yeraltı su varlıklarını yok ederken, Türkiye’deki Mezopotamya havzasında bulunan Munzur, Zilan, Botan, Murat, Dicle ve Zap vadileri yüzlerce barajla gasp edilmektedir. Bu tablo bile bölgesel su krizinin boyutunu açıkça göstermektedir. Dicle ve Fırat havzasında yürütülen savaşlar, güvenlikçi uygulamalar, baraj ve HES projeleri nehirlerin ekolojik döngüsünü parçalayan projeler olarak Dünya tarihinin karanlık sayfasındaki yerini almıştır.

Bu sürece karşı kararımız;  Nehirleri Geri Almaktır.

Suyu ve onun vazgeçilmez parçası olan yaşamı özgürleştirme hedefinde ısrarcıyız. Dicle ve Fırat’ın kesintiye uğratılmış akışını, sömürgeci su politikalarının yarattığı tutsaklığı ve havzalarımızı kuşatan militarizmi reddediyoruz. Nehirlerin özgürlüğü Mezopotamya halklarının özgürlüğüdür. Sular özgürleştiğinde toplum özgürleşir. Nehirlerin akışı kesildiğinde, tarih, hafıza ve kültür de kurur. Biz bu “kurak”lığı reddediyoruz. Su krizinin “kader”  olmadığını, politik tercihlerle tutsak edildiğinin farkındayız ve bu tutsaklığı sonlandırmak için ortak bir irade oluşturuyoruz.

Aşağıda sunduğumuz öneriler kolektif kararlarımızdır. Bu önerilerin hayata geçirilmesi için tüm yerel yönetimleri, demokratik örgütleri, meclisleri, ekoloji örgütlerini, emek ve meslek kuruluşlarını, kadın örgütlerini, akademiyi ve havza boyunca mücadele eden tüm aktörleri sorumluluk almaya çağırıyoruz. Bu çağrı bir temenni değil, politik kararlılıkla mücadele davetidir.

  1. Nehirlerin Barışa Açtığı Yol

Nehirlerin özgürlüğü ile kalıcı barışın aynı mücadele hattı olduğunu ilan ediyoruz. Bu coğrafyanın parçalanmışlığına karşı demokratik toplumu ve yaşamın özgürlüğünü savunuyoruz.

  • Nehirler Etrafında Barışı ve Dayanışmayı Örmeyi savunuyoruz.

Barış tüm havza boyunca toplumsal adalet ve özgürlük getirir. Nehirlerin akışını özgürleştirmek bu coğrafyanın kolektif yaşamı özgürleştirmektir.

  • Nehirleri Yaşayan Varlıklar Olarak Kabul ediyoruz.

Nehirler patriyarkal ve kapitalist sistemlerin tanımladığı gibi birer “kaynak” değil, yaşayan canlı varlıklardır ve nehirlerin bu statüsünün ulusal ve uluslararası düzeyde güvence altına alınması gerekmektedir.

  • Ortak Yaşam için Yeni Bir Anlatı: Su özgür bir varlıktır

Hükümetleri, akademiyi ve medyayı; suyu çatışmanın ya da hegemonya kurmanın aracı haline getiren dili terk etmeye çağırıyoruz.

Mezopotamya’nın hikâyesi nehirlerinin de hikâyesidir. Bu hikâye binlerce yılın kadim bilgisi ve belleğidir. Yaşamın direncidir. Halkları bu iradeye sahip çıkmaya, nehirlerin özgür akışına ve toplumsal adaleti desteğe ve dayanışmaya çağırıyoruz.

  • Suyla ilişkimizi halkların diplomasisi ile güçlendiriyoruz.

Köylerden, mahallelerden ve şehirlerden başlayarak halkların, ekolojistlerin, araştırmacıların, demokratik örgütlerin, kadın ve emek örgütlerinin temsilcilerinin kuracağı su komünlerini ve bu yapıların federasyonu olacak Mezopotamya Su Meclisi’nin kurulması temel hedefimizdir. Bu hedefte Kapsayıcılık ve Şeffaflık ilkemizdir. Bu meclis nehirlerin ve yaşamın özgürlüğünü sahiplenen ortak iradenin kurumsal ifadesi olacak ve suya özgürlükçü bakışın geliştiği yeni bir politik hattı açığa çıkaracaktır.

  • Kuracağımız Kadın Su Diplomasi Grubu ile toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın özgürlükçü perspektifin, kadınların su mücadelesindeki öncü rolünün ekolojik adalet ve toplumsal özgürlük hattına aktarılacağı kolektif bir zemin oluşturacağız.
  • Su diplomasini ve canlıların yaşam hakkını esas alan yerel halkların/toplulukların işbirliğine dayanan 2025 Katmandu Deklarasyonu’nun ilkelerini esas alacağız. Suyun hafızasını, Mezopotamya’nın çok dilli ve inançlı kültürüne, onuruna saygı duyan çok kanallı Su Diplomasisi yürüteceğiz
  • Yaşamı ve suyu koruyan politikaları esas alıyoruz. Halkın iradesini yansıtmayan suyun ve yaşam alanlarının geleceğini kapalı kapılar ardında belirlemiş olan Uluslararası Anlaşmaları tanımıyoruz. Bu anlaşmalar meşru değildir, kabul edilemez, kabul etmiyoruz. Yeni anlaşmalar hazırlanırken halkların söz hakkı belirleyici olmalı ve suyun ve yaşamın özgürlüğü ilkesi tüm kararların temelini oluşturmalıdır.
  • Halkın ihtiyacını esas alan Su, Enerji politikalarını savunuyoruz.

Halkın ihtiyaçlarını esas almayan ve özel şirketlerin ekolojik dönüşüm söylemi altında sermayenin egemenliğini yeniden üreten ve halkların yaşam alanlarını bir kez daha tahakküm altına alana nükleer, jeotermal, güneş ve rüzgâr projeleri vb. “yeşil kapitalizmin” aldatıcı ideolojileri yerine yerelden örgütlenen, halkın söz hakkını ve ekolojik adaleti esas alan, İhtiyaç temelli enerji komün ve kooperatifleri kurulmasını destekliyoruz.

  1. Mevcut Zararlı Altyapılar Sökülmelidir. Suyun özgürlüğü için ilk aşamada ömrünü doldurmuş, ekolojik tahribata yol açan ve sismik risk üreten barajlar kaldırılmalıdır. Havzalardaki biyolojik çeşitliliğin yeniden kazandırılması açısından da oldukça önemlidir. Tüm kaya gazı sondajlarına bir an önce son verilmelidir. 
  2. Yıkıcı Mega Projeler ve Madencilik Yatırımları Durdurulmalıdır. Devam eden Silvan Barajı, Cizre Barajı ve yeni planlanan küçük ve büyük tüm baraj, HES ve büyük sulama projeleri durdurulmalıdır. Halkın ihtiyacına hizmet etmeyen enerji yatırımları, tüm madencilik ve hidrokarbon faaliyetleri sonlandırılmalıdır. Bu faaliyetler ormanları, biyoçeşitliliği yok etmekte, yeraltı ve yerüstü sularını kirletmekte ve havzaları sermayenin tahakküm alanına çevirmektedir.
  3. Yaşamı yıkıma götüren kirletici kaynakların ivedilikle önlenmesi ve kontrol altına alınması esastır. İnşaat, sanayi, tarım, maden, enerji üretimlerin ve askeri atıkların yaşam üzerinde yarattığı yıkıcı, kirletici ve zehirleyici etkiler durdurulmalıdır.
  4. Agroekoloji ve Gıda Egemenliği sağlanmalıdır. Yoğun monokültür uygulamaları terk edilmelidir. Endüstriyel tarımın toprağı ve havzaları sömüren modeli bu coğrafyanın su varlıklarını tüketmektedir. Geleneksel tarımın bilgeliğini de içeren agroekolojik üretim esas alınmalıdır.
  5. Halkların Su Diplomasisini Hukuki ve Akademik Kapasiteyi arttırarak sürdüreceğiz.  
  6. Su ve Yaşam için Adaletin Temel İlkeleri

Ekolojik Yıkıma Karşı Su ve İklim Adaleti:

Suyun Özgürlüğü temel ilkemizdir. Halkların adil bir şekilde suya erişiminin temeli suyun ve tüm ekosistemlerin korunmasıdır. Mezopotamya Bataklıkları, sazlıklar, ormanlar, suyla nefes alan her yaşam alanı ve küçük çiftçilerin tarım alanları bu coğrafyanın ortak belleğidir. Bu alanların korunması hem ekolojik hem toplumsal adalet için zorunludur. Suyun ve yaşamın özgürlüğü savunulmalıdır.

Halkların birbirini yalnız bırakmadığı bir dayanışma hattını öreceğiz.

Suyun özgürlüğünü savunanların ortak mücadele hattını ve direniş ağını kurarak halklar arasındaki bağı güçlendireceğiz. Suyu birlikte koruyacak, ekokırıma karşı birlikte mücadele edeceğiz.

  1. Mezopotamya Su Forumu iletişim Ağını kuruyoruz.  Güçlü Bir İletişim Ağı ile sürdüreceğimiz tüm çalışmaları izleyecek ve hızlı önlem alacak mekanizmaları hayata geçireceğiz, halklar arasında kurulacak dayanışmayı diplomasiyi güçlendireceğiz. Mezopotamya Havzasında sular, nehirler tamamen özgürleşene kadar Mezopotamya Su Forumu Ağı diplomatik süreçlerde halkların iradesi ortak olarak tanınmalıdır. Bu ağ halkların iradesini temsil eden meşru bir yapıdır ve suyun özgürlüğünü savunan tüm bölgesel kararların asli muhatabıdır.
  2. Mezopotamya Nehir Kentleri Koalisyonu Amed, Süleymaniye, Basra, Haseke, Musul, Bağdat ve Ahwaz gibi Mezopotamya’nın kalbini oluşturan kentler arasında dayanışma ağlarını kuruyoruz.
  3. Yerel İzleme ve Veri Egemenliğini sağlanmasını önemsiyoruz. Nehir havzalarında toplumsal izleme sistemleri kurulmalıdır. Suya dair bilgi halkların müşterek varlığıdır ve hiçbir iktidarın ya da sermaye gücünün tasarrufuna bırakılamaz. Bu nedenle tüm veriler ortaklaştırılmalı, korunmalı ve herkes tarafından erişilebilir olmalıdır. Bunun çalışmalarını başlatacağız.
  4. Suyun baskı ve savaş aracı olmaktan çıkarılması ve halkların yaşam hakkının korunması acildir. 2019’dan beri silahlı grupların hegemonyasında yaşayan Hesekê için Acil Eylem Planı hazırlayıp yürürlüğe sokacağız.
  • Yerel Yönetimlerin Rolü, demokratik- ekolojik su politikaları ile yaşamın korunmasında esas olmalıdır.

Nehir kıyısındaki kentlerin ve yerleşkelerin yerel yönetimleri, diplomasi süreçlerinde ve su ile ilgili politikalarda aktif rol almalıdır. Yerel yönetimler suyu koruyacak kolektif yapıların iradesini esas almalıdır. Toplumsal ekoloji bakış açısıyla “Demokratik-Ekolojik Su ve Havza Politikaları” kapsamında belediyeler özelinde tüm yerel yönetimler su yönetimine ilişkin ilke, politika ve hedefler belirlemeli ve buna uymalıdır.

Bir sonraki Mezopotamya Su Forumu’nu Güney Irak’ta düzenleme kararlılığında Fırat ve Dicle’nin denize kavuştuğu, Mezopotamya Bataklıklarının ve sazlıkların yüzyıllardır yaşamı beslediği bu topraklarda buluşmak, kararlarımızı yaşama geçirmek ortak sözümüzdür.

Mezopotamya’nın nehirlerini özgürleştirmek tüm canlıların yaşam hakkını savunmaktır. Tür çeşitliliğini korumayan hiçbir özgürlük mücadelesi tamamlanmış sayılmaz. Doğayla simbiyotik ilişkiyi yeniden kurarak, tüm varlıklarla çeşitlilik içinde birlikte yaşam perspektifiyle mücadelemizi sürdüreceğiz.

Nehirlerin özgür akışını savunan tüm halkları, toplulukları, örgütleri dayanışmamızın bir parçası olmaya çağırıyoruz.

Av Hebûn e! Av Jiyan e ! Av Aşîtî ye!

Barışı Esas Alıyor, Suyu, Toprağı, Enerjiyi Komünleştiriyor, Özgür Yaşamı İnşa ediyoruz.

Suyu Özgürleştiren halklar, yaşamı özgürleştirir, Barışı büyütür…

COP 30’un Gerçekliğinde Türkiye’nin COP 31 Hedeflerinin EkolojiPolitik Değerlendirilmesi

COP 30’un Gerçekliğinde Türkiye’nin COP31 Hedeflerinin Ekoloji Politik Değerlendirilmesi 24-12-2025 tarihinde online olarak gerçekleştirildi.

“Ekoloji Politik” webinarı COP31 İklim Zirvesi hazırlıklarına odaklanmaktadır. Konuşmacılar, COP zirvelerinin politik analizini yaparak, bu toplantıları ulus devletlerin eylemlerini meşrulaştırdığı “aklama operasyonları” olarak görme eğilimindedirler. Tartışma, Brezilya’daki COP30 ve Halkların Zirvesi deneyimlerinden elde edilen dersleri, özellikle karşı zirve ve yerel örgütlenmenin önemini incelemektedir. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının getireceği zorluklar, fosil yakıtlardan çıkışgıda egemenliği, ve nükleer santraller gibi acil politik öncelikler de dahil olmak üzere, ekoloji hareketinin atması gereken adımlar ve belirlemesi gereken politik tutum üzerine yoğunlaşmaktadır. Sonuç olarak, katılımcılar uluslararası kapitalist sistemin iklim kriziyle başa çıkmadaki başarısızlığını vurgulayarak, ekoloji enternasyonali çerçevesinde sistem karşıtı programatik bir mücadele hattı oluşturmanın gerekliliğini dile getirdiler.