Pazar, Nisan 14, 2024
Google search engine

Hükümete ‘açık deniz sözleşmesi’ çağrısı: Yasa da çıkarılmalı

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Türkiye’nin Akdeniz ve Ege Denizi’nin korunması için uluslararası sözleşmeye imza atmasını istedi.

Birleşmiş Milletler’de (BM) açık denizlerde biyolojik çeşitliliğin korunması için yıllar süren görüşmelerin ardından yasal çerçeve üzerinde anlaşma sağlandı.

2030 yılına kadar denizlerin yüzde 30’unu koruma altına almayı hedefleyen ‘Açık Deniz Anlaşması’, saatler süren görüşmelerin ardından 4 Mart’ta, ABD’nin New York şehrindeki BM Genel Merkezi’nde imzalandı.

Anlaşmada belirlenen korunacak yeni alanlar, balıkçılık faaliyetlerine, nakliye güzergâhlarına ve derin deniz madenciliği gibi keşif faaliyetlerine sınırlar getirilecek. Ülkeler anlaşmayı resmen kabul etmek için tekrar bir araya gelecek.

Prof. Dr. Bayram Öztürk, ülkelerin anlaşmayı en kısa zamanda onaylayarak resmen kabul edip onaylayarak yürürlüğe girmesi için çağrıda bulundu.

10 yıldır devam eden müzakere sürecinde 2 yıl boyunca New York’ta bulunan Prof. Dr. Öztürk, Ege ve Akdeniz’de açık denizlerin korunması için Türkiye’nin de sözleşmeyi imzalaması gerektiğini vurguladı.

Hangi yönlerden önemli?

Prof. Dr. Bayram Öztürk, Açık Deniz Anlaşması’nın Ege ve Akdeniz’de yasa dışı balıkçılığın engellenmesi, açık denizde kirlenmenin önlenmesi, açık denizlerde yapılacak olan deniz dibi madenciliğinin önlenmesi açısından önemli olduğunu belirtti.

Profesör şunları söyledi: “Bütün dünyada deniz ve okyanuslarının 2030 yılında yüzde 30’nun koruma altına alınması öngörülüyor. Bu sözleşme önemli bir sözleşme, 4 Mart’ta imzalandı. Fakat daha ülkelerin parlamentolarında onaylama süreçleri var. Biz bu imza alma süreçlerinde 2 yıl New York’ta bulunduk. Bu nedenle gururluyuz. Açık denizlerin korunmasıyla açık denizlerde yasa dışı balıkçılığın engellenmesi, açık denizde kirlenmenin önlenmesi, açık denizlerde yapılacak olan deniz dibi madenciliğinin önlenmesi veya bunun için ciddi ÇED raporlarının alınması, koruma alanlarının oluşturulması amaçlanıyor. Bu sözleşme hayati bir sözleşme.”

Ege ve Akdeniz’i ilgilendiriyor

Prof. Dr. Bayram Öztürk, sözleşmenin imzalanması için çağrıda bulunarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’yi iki taraftan ilgilendiriyor. Marmara Denizi açık deniz değil, Marmara Denizi Türkiye’nin iç denizi. Türkiye’yi iki bakımdan ilgilendiriyor. Biri Akdeniz diğeri Ege Denizi. Ege Denizi’nde karasuları 6 mil, Akdeniz’de ise 12 mil olarak uygulanıyor. Bunun dışındaki alanlar açık deniz. Dolayısıyla bu alanlarda oluşturulacak deniz koruma alanları için artık hukuki altyapı var. Türkiye’nin ne yapması lazım?

‘Yasa çıkarılmalı’

Türkiye’nin kendi münhasır ekonomik bölgesini tanımlaması için bununla ilgili yasa çıkarması lazım. Türkiye’nin hem Ege Denizi hem Akdeniz’in korunması için belli koruma alanlarının oluşturulması için çaba göstermesi lazım. Esasen Akdeniz’de Finike Deniz Dağları kısmen açık deniz koruma alanı ama Ege Denizi’nde yasal olarak açık deniz koruma alanları yok. Kıyısal koruma alanları var, daha doğrusu özel çevre koruma alanları var. Foça, Karaburun, Saroz Körfezi gibi. Bununla ilgili araştırma ve çalışmalarımız var. Dolayısıyla bizim araştırmalarımız açık denizlerin korunması için daha doğrusu denizlerin korunması için bu sözleşme kapsamında bir altlık olarak değerlendirilebilir. İstenirse hem kamuoyu hem yetkililerle paylaşılabilir. Ege ve Akdeniz’de açık denizlerin korunması için Türkiye’nin sözleşmeyi imzalaması lazım. Ama Türkiye imzalamazsa bile Akdeniz’de 22 ülke var bu ülkeler buna hazır.” (DHA)

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Eklenenler