Çarşamba, Haziran 19, 2024
Google search engine

Demokratik Cumhuriyet Konferansı: Başka bir düzen mümkün

ANKARA – Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda Türkiye’nin yüz yıllık demokrasi sorununun ele alınacağını belirten HDP MYK üyesi Emir Ali Türkmen, “Başka bir düzen mümkün” dedi.

Türkiye, AKP-MHP iktidarının iç ve dış politikada yarattığı çoklu krizlerin yanı sıra başta Kürt sorunu olmak üzere ekonomik ve toplumsal sorunların giderek arttığı bir süreçte ikinci yüzyılını karşılıyor. 3 Kasım 2002’de ülkenin içinde bulunduğu ekonomik-siyasal sorunları fırsata çevirerek iktidara gelen AKP iktidarı, “demokrasi” vaatlerini bir yana bırakarak 20 yılda halklar için anti-demokratik bir rejime dönüştü. 

Cumhuriyet’in yüzyıllık serüveninde buluşamadığı demokrasi ise ikinci yüzyıla girerken, siyasette tartışılan başat konulardan biri olarak yer alıyor. AKP-MHP iktidarının karşısında yer alan ancak Türkiye’deki demokrasi sorununun en temel nedenlerinden biri olan Kürt sorununu görmezden gelen Altılı Masa’nın demokrasi iddiası ise halklar nezdinde karşılık bulmuyor.

Türkiye böyle bir süreçten geçerken, Halkların Demokratik Partisi (HDP) de Türkiye’nin ikinci yüzyılına “Demokratik Cumhuriyet Konferansı” ile giriyor. 10 Kasım’da gerçekleştirilen HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında kararlaştırılan konferans, 4-5 Şubat’ta İstanbul’da gerçekleştirilecek.

HDP ve içinde bulunduğu Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin yanı sıra toplumsal muhalefet temsilcileri, aydınlar, sanatçılar, inanç grupları, kadın örgütleri, ekolojistler, engelliler ve gençlik örgütlerinin katılacağı konferansta, Demokratik Cumhuriyet’in inşası tartışılacak.

HDP MYK Üyesi Emir Ali Türkmen, gerçekleştirilecek konferans öncesi Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Emir Ali Türkmen

Türkiye’nin demokratikleşmesi yıllardır tartışılıyor. Demokratik Cumhuriyet Konferansı nasıl bir başlangıç olacak? 

İki günlük konferansta bütün başlıkları tartışmak mümkün değil ama bir başlangıç. Gündemlere birçok konuyu koyamadık. Önümüzdeki günlerde farklı alanlarda Demokratik Cumhuriyeti konuşmak devam edecek paneller yapmaya çalışacağız. Savaşın, sömürün, yoksulluğun, hayat pahalılığının kronik sorunlar yaşandığı günümüzde barış mücadelesinin taleplerini ileriye taşıyacak ve Demokratik Cumhuriyeti fikri ile siyasallaştıracak bir mücadele hattını inşa etmek ve bu konuda konuşmak istiyoruz. Ezilen halkların, sınıfların, kadınların ve ötekileştirilmiş ayrımcılığa ve baskıya uğramış kimliklerin Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Demokratik Cumhuriyet inşa sürecini eşit yurttaşlık talebi imkanlarını konuşmak istiyoruz. Türkiye’nin demokratik ve aydınlık geleceğini düşünen tüm kurum ve kuruluş partilerle demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlarla sorumluluk almak, tüm toplumsal taraflarla siyasi aktörlerle görüşmek ve müzakere etmek, ortak mücadele etmek ve Demokratik Cumhuriyet rejimini kurmak üzere görüşmek, tartışmak istiyoruz.

 Tüm toplumsal kesimlerin asgari olarak sorduğu sorulardan bir tanesi “Cumhuriyet’in demokrasi ile niye buluşamadığı” sorusudur. Bunu tartışmak istiyoruz. Partimiz HDP’nin Demokratik Cumhuriyet’e nasıl yaklaştığını, imkanlarının ve inşasının zeminlerinin hangi ayaklar üzerine oturtulması gerektiği konusundaki yaklaşım tarzının konuşulduğu bir oturum olacak. HDP’nin çabası ve çağrısıyla bir Emek ve Özgürlük İttifakı inşa ettik. İkinci günün ikinci oturumunda bu ittifakın farklı fikirleri tartışılacak. Son iki oturuma ise Türkiye’nin toplum kesimlerinin konuştuğu ya da taleplerini nasıl ifade ettikleriyle başlamak istiyoruz. Türkiye’deki Kürtlerin toplumsal talepleri ne ifade ediyor? Demokratik Cumhuriyet’te bunun karşılığı nedir? Emekçiler için Demokratik Cumhuriyet neyi tarif ediyor? Uzun süredir kadın hareketinin Türkiye’de yükselttiği mücadele açısından baktığımızda demokratik Cumhuriyet kadınlar açısından neyi tarif ediyor ve kadınların talepleri neler? Türkiye’de ekoloji mücadelesi uzun süredir var ve bizim partimiz açısından ekoloji temel ayaklarımızdan bir tanesidir. Peki Demokratik Cumhuriyet ekolojiyi ne kadar besleyebilir? Türkiye’de herkesin “x” ya da “z” kuşağı diye konuştuğu ama kendilerinin hiç konuşmadığı gençlerin umutları ve hayallerini anlattıkları “Gençler ne istiyor” sorularına cevaplar arayacağız. 

Seçimler ve sonrasında Türkiye açısından tarihi bir misyona sahip olduğu ifade edilen HDP, yeni yüzyılda nasıl konumlanacak?

Tek millet, tek devlet siyasetinin yüz yıl sonra Türkiye’nin krizlerinin temel zemini olduğunu herkes görüyor. Restorasyoncuların karşısında da demokratik bir Cumhuriyet’in inşası için mücadele edeceğiz.

HDP açısından seçimlerin yalnızca bir uğrak değil, aynı zamanda yeni inşalar açısından önemli momentumlar olduğunu düşünüyoruz. Bu seçimde bizim açımızdan birinci öncelik, toplumsal alanı bu kadar tahrip eden, militarist ve faşist bir karakter kazanarak bunu süreklilik haline getirmek isteyen ve bu şekilde toplumdan rıza kazanmaya çalışan AKP-MHP iktidarını yenmek. Bu yenmek sadece sandıklarda değil, ideolojik ve politik anlamda da yenmek ve bunları tarihin çöp sepetine göndermek. 20 yılın sonunda iktidarın temsil ettiği tekçi ve militarist düşünce sistematiğinin sonunun geldiğini düşünüyoruz. HDP’ye büyük sorumluluk düşüyor. Tek millet, tek devlet siyasetinin yüz yıl sonra Türkiye’nin krizlerinin temel zemini olduğunu herkes görüyor. Bu anlamda HDP’nin sadece AKP-MHP rejimini yıkmak değil, buna kısmi pansuman modelleriyle devlet modelini restore etmek isteyen Millet İttifakı karşısında topluma “Başka bir düzen mümkün” şiarıyla 3’üncü Yol diye tarif ettiğimiz Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sahiplendiği yaklaşım tarzının seçimler sonrasında inşasını ve mücadelesini büyütmenin potansiyelleri ve imkanları olduğunu düşünüyoruz. Restorasyoncuların karşısında da demokratik bir Cumhuriyet’in inşası için mücadele edeceğiz.

Cumhuriyet öncesi dönem Anadolu “Kürtlerin ve Türklerin vatanı” şeklinde tarif ediliyordu. “Demokratik Özerkliği” neredeyse garanti altına alan 1921 Anayasası ve milli mücadele döneminde Kürtlerin eşit haklara sahip olacağına dair sunulan gelecek vaatleri sonrası inkâr süreci nasıl gelişti? Neden Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinden vazgeçildi?

1921 Anayasası, tüm toplum kesimlerinin ve halkların temsilini inşa edecek parlamenter bir modelin mümkünatı üzerine kuruludur. Lazistan ya da Kürdistan milletvekili diye konuşulan toplumsal blokların olduğu ve ortak vatanın konuşulduğu 1921 Anayasası’nın kimi kısmi demokratik potansiyellerinin ve özelliklerinin yüksek olduğunu bugün konuşabiliyoruz. Bugün aslında tekçi ve inkarcılığı karşısında 1924’te ne oldu da 1921 Anayasası yapısal değişiklik ihtiyacı hissetti? İlk olarak dünyada yükselen faşizmden kaynaklı bir dalga, ikinci olarak uluşmanın tek millet üzerinden inşa edilmesi çabası ve Cumhuriyet’in siyasi elitlerinin bunu kendileri açısından bir tarihsel varlık olarak formüle etmesi. Yüz yıllık süreç; şiddetin, inkarcılığın ve asimilasyonun ideolojik olarak kendisini ürettiği ve farklı halkları yok saydığı, taleplerini ise tasfiye etmeye çalıştığı bir tarihtir. Ancak bütün bunlara rağmen bu coğrafyada yaşayan halklar, yüzyıl sonra da kendi taleplerini adlandırmaya ve kendi Anayasa taleplerini görünür kılmıştır. Bugün rejimin içine girdiği krizin ana ayaklarından bir tanesi budur.

Cumhuriyet’in demokrasiyle buluşmasının yolları neler? İnşa süreci nasıl gelişecek?

 Türkiye’de her şeyin tekleştiği bir süreçte çok kimlikliği, çok kültürlülüğü, ortak yaşamı, herkesin kendi dilinde yazma ve konuşma hakkı olduğunu savunan bir toplumsal karşılığı olduğunu biliyoruz.

HDP’nin 10 yıllık tarihine baktığımız vakit, yeni bir yaşamın ya da yeni bir kültürün küçük dinamiklerini oralarda aramak mümkün. Türkiye’de her şeyin tekleştiği bir süreçte çok kimlikliği, çok kültürlülüğü, ortak yaşamı, herkesin kendi dilinde yazma ve konuşma hakkı olduğunu savunan bir toplumsal karşılığı olduğunu biliyoruz. Bunun adını yeni yaşam diye formüle ediyoruz. Yeni yaşamı inşa etmenin önemli ayaklarından bir tanesi de politik olarak HDP’nin inşa etmeyi denediği 3’üncü yol mücadelesinin genişlemesi ve farklı toplumsal kesimlerle buluşmasıdır. Seçimler bu anlamda önemlidir. Bu mücadele ağlarımızı genişleterek önümüzdeki dönem yeni bir parlamento, yeni bir Anayasa ve bunların üzerinden demokratik Cumhuriyet’in mümkün olduğunu savunan bir geleneğiz. Bu gelenek bunun için mücadele ediyor.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına geçerken de keyfi yönetim tarzı hukuk dışılık, anayasa tanımazlık, savaş ve şiddetten beslenme, kutuplaştırıcı siyaset, gerginlik, kışkırtan ötekileştirme, devlet gücünü tek elde toplama ve otoriter yönetimi hakim kılma özelliklerini pekiştirerek sürdürmektedir. Bu rejim değişikliği ancak güçlü yerel ve yerinde yönetim ile katılımcı ve müzakereci güçlü bir demokrasinin inşasıyla mümkündür. Kuruluşun ikinci yüzyılına girerken, 2023 hedefimiz Cumhuriyet’in demokratikleştirmesi, Demokratik Cumhuriyet’in inşasıdır. Demokratik değişim ve dönüşüm yapabilmenin yolu, dönem kurucu aktörü olarak farklı kimlik, kültür, anadil ile ortak eşit bir mücadele örecek toplumsal ve siyasal muhalefetin birleşip güçlendirilmesiyle mümkün.

Kürtler ne istiyor?

Kürtler özgür olmak istiyor. Cumhuriyet’in eşit yurttaşı olmak istiyor. Kendi diliyle, kendi toplumsal talepleriyle eşit yurttaş olmak istiyor. Irkçı ve asimilasyoncu yaklaşımların karşısında özgürlüklerin ve çoğunlukların sahiplenildiği bir hak istiyor.

“Demokratik Cumhuriyet” kavramı PKK Lideri Abdullah Öcalan’sız değerlendirilebilir mi?

Öcalan’ın toplumun yeniden inşasında önemli bir fikriyat olduğu, yalnızca bu coğrafyadaki halklar tarafından değil, dünyanın farklı coğrafyalarındaki halklar tarafından bir siyasal karşılık bulmuştur.

Hayır, Fransız Devrimi’nden bugüne kadar Cumhuriyet tartışmaları, aynı zamanda en canlı ve en farklı filozoflar tarafından yeni adlar alarak konuşulmuştur. Türkiye’nin yakın tarihinde de Sayın Abdullah Öcalan, Demokratik Cumhuriyet konusunda da kendi tezini toplumla paylaşmıştır. Öcalan’ın toplumun yeniden inşasında önemli bir fikriyat olduğu, yalnızca bu coğrafyadaki halklar tarafından değil, dünyanın farklı coğrafyalarındaki halklar tarafından bir siyasal karşılık bulmuştur. Hatta Avrupa akademilerinde bu tezlerin konuşulduğu bir fikriyattır. Bunu görmeden politik bir düzen tartışmak ne kadar mümkündür, bilmiyorum. Bütün politik zeminlerin kıymetli olduğunu düşünüyorum. Onları okuyarak Cumhuriyet fikriyatının yeniden tartışılmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

MA / Fırat Can Arslan

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Eklenenler