Pazar, Nisan 14, 2024
Google search engine

TEMİZ ENERJİ VAR MI?

09.09.2023 Karaburun
Metin IRMAK

JES, GES, RES olarak kısaca bildiğimiz Jeotermal, Güneş ve Rüzgar enerji temiz enerji mi? Bunu konuşmak için buradayız. Ülkemizde uygulanan bu enerji üretim işletmelerinin çevreyesindeki yaşamın bundan nasıl etkilendiğini birlikte konuşacağız.

Öncelikle altını kalın harflerle çizerek belirteyim hiç bir enerji temiz değildir.

Buna rağmen yine de enerjiye ihtiyacın var olduğunu inkar etmiyoruz.

Yaşam alanımdan örnekler vererek benim konum olan Jeotermal Enerji Santralleri ile ilgili görüşümü sizlerle paylaşacağım.

Dağlarından bal, ovalarından yağ akıyor diye tabir edilen Türkiye’nin en verimli tarım topraklarına sahip, aynı zaman da turizm cenneti denen kıyılarıyla ünlü Aydın ilinde yaşıyorum ve turizmle uğraşan birisiyim.

İlimiz ürettiği bir çok ürünlerin ötesinde incirin anavatanı olarakta bilinir. Zeytin denince de hemen akla gelen yerlerin başın da gelir.

Büyük Menderes Irmağı’nın suladığı verimli toprakları da bölgenin sebze ihtiyacı karşılar. Doğal güzellikleri, iklim koşullarıyla, sağlıklı yaşamın var olduğu bölge sıralamasının ilk başlarında gelirdi.

Cümlemi gelirdi diye bitirdim. Çünkü artık bu sağlıklı kent olma özelliğini maalesef enerji sağlama bahanesiyle rant uğruna kaybetmeye başladı.

İlimiz maden işletmeleri, Jeotermal Enerji Santralleri (JES), Rüzgar Enerji Santralleri (RES) Güneş Enerji Santrallerinin (GES)en yaygın olarak faaliyet gösterdiği bir bölgedir. Diğer katılımcı arkadaşlarımız RES ve GES enerji üretiminin yaşamımıza yaptığı etkileri paylaşacaklar. Bende ilimizde yaygın olan JES’lerin yaşama etkilerini sizlerle paylaşacağım.

Jeotermal enerji, yer kürenin içinden yer üstüne kadar ulaşan çatlak ve kırklardan yüzeye çıkan su, gaz ve buhardan elde edilen bir enerji kaynağıdır.

Özel olarak açılan sondaj kuyularından çıkışı sağlanan su, buhar ve gazdan oluşan jeotermal akışkanlar, derinliklerden yeryüzüne ulaşırken içerdiği gazların ve sıcaklığının etkisiyle kayaçlarla etkileşime girer ve bir çok kimyasalı bünyesine alarak yeryüzüne ulaştırır.

Üretim sonucunda ortaya çıkan kimyasalların doğaya ve insana zarar vermemesi için, akışkanlardan enerji elde edildikten sonra su, toprak veya hava ile etkileşime girmeden mutlaka yer altına geri enjekte edilmesi gerekmektedir. Bu reenjeksiyon uygulanmadığı takdirde insana ve doğaya çok ciddi zararlar verebilmektedir.

Türkiye’de ilk jeotermal 1963 yılında İzmir Balçova’da açılmış.
1982 yılında Germencik jeotermal alanları tesbit edilmiş.
1984 yılında İtalya’dan sonra ikinci Jeotermal Enerji Santrali (20.4MW) kapasite ile Denizli Kızıldere’de kurulmuş.
2009 yılında Türkiye’nin en büyük Santrali Germencik’te devreye girmiş.

Türkiye’de 63 Jeotermal Enerji Santrali( JES) faaliyet gösteriyor. Bunun %98’i Batı Anaodolu Bölgesi’nde kurulmuştur. 32 tanesi de yaşadığım Aydın ilinde bulunmaktadır.

İlk Jeotermal Enerji konuşulmaya başladığında yöre halkına evlerin ısıtılmasında, seraların ısıtılmasında kullanılacak, topraklarınızdan daha iyi verim alacaksınız diyerek söylenmiş. Bu söylem ilk başta olumlu karşılanmış topraklarında, evlerinin yanıbaşında yapılan sondaj çalışmalarına pek fazla tepki olmamış. Hala, 30 senedir ne evleri ısınmış ne de sıcak seralara kavuşabilmişler.

JES’ler aktif olarak çalışmaya başlayınca incir, zeytin ağaçları etkileniyor. Arıları ölüyor, hayvanları zehirleniyor. Tarımın can suyu Menderes kirlenmeye, sülfürik asitli yumurta kokulu hava ciğerlerini yakmaya başlayınca tepkiler oluşmaya başlıyor.

Yeni açılan kuyulara karşı köylüler büyük direnişler gösterdiler. Aydın Köylüleri JES’lere karşı destansı bir mücadeleyi ortaya koydu. Bu mücadeleler JES’lerin yoğun olduğu Denizli, Manisa halkı tarafından da verildi, verilmeye de devam ediyor.

2010 yılında Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesi’nin Germencik Alangüllü’de yaptığı araştırma sonucunda Alangüllü’de yer alan jeotermal santrallerin çıkardığı akışkanların yerüstü ve yeraltı sularına karışarak kaynakları kirlettiğinin tespit edildiğine dikkat çekildi.
Bu suların tarımsal sulamada kullanıldığında ağır metal ve kimyasal maddelerin besin yolu ile insan ve canlılara geçebileceği, jeotermal kaynakların boşaltım gösterdiği dere sularının Hıdırbeyli Barajı’nda toplandığı; bu suların tarımda kullanılınca tarım arazilerinin olumsuz etkilendiği; sularda yüksek oranda bulunan Bor’un bitkilere toksik etki gösterdiği saptanmış.

2015 yılında Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin Alangüllü’de yaptığı araştırmada jeotermal santrallere yakın topraklarda asit miktarının arttığını, incir ağaçlarının daha az sürgün verdiğini, sürgünlerin daha kısa, yaprakların hastalıklı olduğunu, dallardaki meyve sayısının daha az, meyve büyüklüğünün daha küçük olduğunu saptadılar. Jeotermale yakın incir ağaçlarına ait kuru incirlerde uzak bölge kuru incirlere göre daha yüksek değerlerde Hidrojen Sülfür (HS2) Bor, Kükürt, Nikel, Kurşun, Kobalt, Kadmiyum, Krom saptandı.”

Zeytin kanunu göre tarım arazilerin 3 kilometre mesafesinde duman ve atık bırakan sanayi tesisinin yapılmasına izin verilmemektedir.

Aydın’da zeytin bahçelerinin içinde jeotermal santralleri kuruluyor. Yine su kaynaklarına yakınlığı en az iki bin metre uzakta olması gerekir ama Menderes Nehri’nin 5 metre mesafesinde kuruluyor. Yerleşim yerlerinin içinde, evlerin, bahçelerin yanında kurulmuş durumda. Hıdırbey, Pamukören, Germencik’te Jeotermallerin mahallenin içinde çocukların oyun bahçesinde kurulduğunu görürsünüz. Borular evlerin üstünden, balkonların üstünden geçiyor. Bu jeotermal akışkanların sıcaklıkları 250 il 300 derece arasında. Bu bölge deprem bölgesi, herhangi bir depremde ya da herhangi bir patlamada bütün insanların orada yanması olasıdır.

Jeotermallerin salmış olduğu akışkanlar yaklaşık yerin 2 bin ile 3 bin metre mesafe derinliğinden çıkarıldığı biliniyor. Jeotermal kanununa göre bu çıkarılan zehirli akışkanların aynı noktaya enjekte etmeleri gerekir. Ama masraflı olduğu gerekçesiyle yüzde 40’ına yakın miktarını derelere, çaylara ve en nihayetinde Menderes nehrine bırakıyorlar. Nehre bırakılan bu akışkanlar normalin çok üstünde. Bunların sulara bırakılması sonucu hem yer üstü hem de yer altı su kaynaklarımızı kirletiyorlar”

Menderes Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırmalarda jeotermal akışkanların bırakıldığı ağır metaller sonucu, Menderes nehrinde yaşayan balık ve yosunsu bitkilerin genetik yapısında değişim olduğunun tesbiti yapılıyor, nehrin kirli sularıyla sulanmış topraklarda bor, arsenik ve ağır metaller saptandığı belirtiliyor. Bu akışkanlardan kaynaklı Büyük Menderes nehri dördüncü sınıf su kirliliği taşıyor ve Türkiye’nin üçüncü kirli nehri konumundadır

Aydın’da jeotermallerin salgıladığı hidrojen sülfür gazından kaynaklı yoğun bir şekilde solunum yolu ve kanser gibi hastalıklarına yol açıyor, bu gazların çoğu alerjik hastalılara sebep olduğunu biliniyor. Aydın ve çevresinin sülfür gazından dolayı sürekli çürük yumurta kokuyor. Bunun en büyük sebebi de jeotermik santrallerin salgıladığı gazlardan hava kirliliğinden oluyor. Çünkü hava kirliliği zaten kanserojen bir olaydır. Jeotermallerin salgıladığı ağır metallerin hepsi havadan ağır olduğu için uçup gitmiyorlar, belli bir süre havada asılı kaldıktan sonra,asit yağmurları olarak yer yüz yüzüne inerek hem insanlara hem de tarımsal ürünlerin üstüne çöküyorlar. 

Adnan Menderes Üniversitesinin kentte yaptığı araştırmalarda inek sütünde ağır metaller saptadığı belirtiliyor. Arı sütlerinde ise propolis borun çok yüksek miktarda saptanıyor. Ağır sanayilerin bulunduğu yerde annelerin sütlerinde ağır metal kirliliği bulunduğuna dikkat çekiliyor. Kanserlerin en büyük sebebinin çevresel faktörlerdir., Aydın’da kanser vakaları Türkiye ortalamasından iki kat üstündedir.

Aydın kent merkezine birkaç kilometre uzaklıktaki Kalfaköy’de yapımı hızla devam eden JES santral ve kuyularının tamamı birinci sınıf tarım arazileri üzerine kuruluyor. Zeytinlikler, incir ve meyve bahçelerine açılan kuyuların olduğu arazilerdeki tüm ağaçlar kesilerek alana beton dökülmüş. Şu an birbirine yakın üç farklı alanda 7 kadar kuyu açıldığını söylüyor köylüler. Bu kuyulardan ikisinin açıldığı yer ise ADÜ hastanesine çok yakın. Hastane ile JES tesisi yapılacak yer arasında sadece Zindan Deresi denilen bir vadi var. JES tesisleri ile hastane arasında kuş uçumu 200-300 metre kadar bir mesafe olacak. Öyle pervasızca hareket ediyorlar ki hastanenin hemen yanına JES yapmaktan bile çekinmiyorlar. Bu toplumun sağlığını korumakla görevli devlet de buna onay veriyor.

Aydın tabip odası başkanı Hakan Karagözlü Aydın’ın tarım kenti mi enerji kenti mi olacağına karar verilmesi gerektiğini belirtiyor. Verimli Aydın topraklarının bin yıllardır üzerinde yaşayanları beslediğini ifade eden karagözlü enerji ihtiyacının başka kaynaklardan sağlanması gerektiğini Aydın’ın çoraklaşmasına izin vermeyeceklerini buna karşı mücadele verileceğinin altını çiziyor.

JES’lerden çıkan buhar ve akışkanların sağlık açısından bir çok hastalığa zemin hazırladığını, özellikle de kalp dolaşım solunum sistemi hastalıklarına, kanser hastalıklarına yol açtığını dünyada yapılmış istatistiki verileri ispat edildiğini ifade etti. JES’lerin Aydınlılara hiç sorulmadan, onların izni alınmadan ÇED raporları dikkate alınmadan verimli tarım arazilerine, zeytinliklere, yerleşim bölgelerine yapıldığını her geçen gün daha da arttığını söyleyen Karagözlü“ Aydınlılar JES’ler nedeniyle çürük yumurta kokulu havayı her gün soluyor. Dünyada Jeotermal tesislerindeki ölçümlerde Kükürt dioksit oranı %1 ilken bu oran Aydın da %10-21 arasında çıkmaktadır. Sulara topraklara karışan ağır metaller sağlığımızı çok ciddi oranda etkiliyor. Jeotermal atıklarının kirlettiği Menderes’in suladığı tarım ürünlerini yiyerek bir çok ölümcül hastalıklara yakalanmamız kaçınılmaz oluyor diye belirtiyor.

Yine açıklanan sağlık verilerine göre Aydın ilinde kanser vakaları ülke ortalamasının 2 katıdır. Jeotermallerle birlikte akçiğer ve solunum yolu hastalıklarında büyük artış tesbit edilmiştir.

Yine Aydın ilinde Jeotermallerle ilgili TMMO birliğinin açıklaması;
Jeotermal akışkanın sıcaklık değerlerine göre jeotermal kaynakların kullanım alanları; elektrik üretimi dışında, kent ve sera ısıtmacılığı ile tarım ve sanayideki çeşitli kullanımlar şeklinde sıralanabilir.

Dünyada Jeotermal enerji üretiminin olmazsa olmaz üç kuralı; Santrallerin yaşam alanlarından uzağa kurulması, yeraltından çekilen akışkanla birlikte gelen ve yoğunlaşmayan gazların atmosfere salınmaması ile akışkanın bir damlasının dahi yerüstüne deşarj edilmemesidir.

Jeotermal enerji uygulamalarında oluşan çevresel etkiler; hava, su, toprak, termal ve gürültü kirliliği basamaklarına ayrılabilirler. Kuyular (yüzey ekipmanları yoluyla), separatörler, buhar boruları, silencerler, kondenserler (yoğuşmuş buhar atımı yoluyla), soğutma kuleleri, reenjeksiyon sistemleri başlıca kirletici kaynaklardır. Elektrik enerjisi üretiminden dolayı oluşan çevresel etkiler ise; Sondaj süresinde ekosistemin bozulması, Kuyu sondajları boyunca jeotermal sıvı ile su ve toprağın kirlenme riski, Tesisin işletilmesi süresince CO2 ve H2S emisyonları, Jeotermal sıvının ekstraksiyonu nedeniyle arazinin çökme riski, Doğrudan akarsulara deşarj yoluyla yoğun su kirliği, Asit yağmurları nedeniyle toprağın, ağaçların, tarımsal ürünlerin, göller ve akarsuların etkilenmesi şeklinde, yaşam döngüsü ve küresel ısınmaya etkiler sıralanabilir.

Ülkemiz jeotermal enerji kaynakları açısından zengin bir ülkedir. Bununla birlikte işletmede olan jeotermal esaslı elektrik santrallerinin (JES) üçte ikisine yakın bir bölümü Aydın`da kurulmuş olup; halen yatırım sürecinde olan, ön lisans ve planlama aşamasındaki yeni JES proje stokunun da dörtte biri Aydın il sınırları içindedir.

TMMOB ve bağlı Odaları, yıllar içerisinde Jeotermal kaynaklara ve uygulamalara yönelik görüş ve önerilerini bilimsel etkinlikler ve basın açıklamaları ile kamuoyu ile paylaşmış, yanlış uygulamalara karşı yöre halklarının yanında mücadele etmiştir.

Yaşanan süreçte, Jeotermal enerji kaynaklarının yoğunluklu olduğu Ege bölgesinde ve özellikle de Aydın‘da; daha fazla kar odaklı, çevresel tahribatların görmezden gelindiği ve buna ilişkin önlemlerin alınmadığı, kuyu ve nakil hatlarının ovayı bir örümcek ağı misali örttüğü, vahşi deşarj yöntemlerinin uygulandığı ve bölgenin geri dönülemez tahribatlara uğradığı bir uygulama söz konusudur. Açık sistemlerde havaya salınan gazların etkisiyle tüm bölgede hissedilen çürük yumurta kokusunun yöre halkını rahatsız etmesi yanında, akışkan deşarjlarındaki yanlış uygulamalardan en fazla zararı Büyük Menderes Havzasında incir, zeytin ağaçları ve pamuk tarlaları ile Gediz Havzasında ise üzüm bağları görmüştür.

Bölge halkı, yıllardır sırf daha fazla para kazanma hırsıyla jeotermal enerji yatırımlarının hoyratça kullanmalarının ekosistemdeki ve yaşam alanlardaki olumsuz değişimlerine ve insan sağlığına yönelik tehditlerine karşı, hukuk mücadelesi yanı sıra, çeşitli etkinliklerle tepkilerini ortaya koymaktadır.

JES‘lerin, arama kuyuları ve nakil hatlarının çoğunluğunun, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu`nun 13. ve 14. maddesine aykırı şekilde, yasal düzenlemelerle koruma altına alınmış büyük ova koruma alanlarına, koruma alanları dışında ise mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri yapılması yanlış ve hukuka aykırı işlemlerdir. 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda öngörülen yaklaşma mesafelerine ve kısıtlamalara da aykırı uygulamalar söz konusu olup, Yasa ile öngörülen mesafe sınırlamalarına uymak bir yana, alandaki zeytin ağaçları sökülerek zeytinlik vasıfları yok edilmeye çalışılmaktadır. Gerek dikili alanların yoğunluğu gerekse tarımsal bütünlük dolayısıyla parsel bazında sondaj kuyusu açılması, tarımsal bütünlüğü bozmakta, mutlak korunması gereken verimli tarım araziler tarım dışına çıkarılmaktadır. Tarımsal üretim ve tarımsal alan bütünlüğü ilkeleri, santral ya da kuyu yerleri için parsel bazında değerlendirilememeli, havza bazında değerlendirmelidir.

Yürürlükteki yasalara aykırı şekilde nitelikli tarım arazilerinin kütlesel kaybına yol açan izinlendirme ya da kaçak/mevzuata aykırı fiili uygulamalara karşı, başta Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere, Valilikleri ve Kaymakamlıkları göreve davet ediyoruz.

Jeotermal atık sular yüksek miktarda tuz, bor, tarımsal üretim için zararlı madde, arsenik gibi fiziksel zehirli maddeler ve su kirliliği yapan maddeler içerdiği için, jeotermal akışkanların kontrolsüz olarak yüzey üstü su kaynaklarına boşaltılması durumunda yüzey ve yeraltı suları kirlenmektedir. Ayrıca yüksek derişimler, hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları, hem de toprak için tehdit oluşturmaktadır.

Uygulanan vahşi deşarj yöntemleri ile jeotermal akışkanların bilimsel gerekliliklere ve ilgili mevzuata aykırı biçimde Büyük Menderes nehrine deşarj edilmesi sonucu zararlı ve yüksek oranda kimyasallarla nehrin kirletilmesi halk sağlığı yanı sıra, başta incir, zeytin, üzüm ve pamuk olmak üzere tarımsal üretimin sağlıklı sürdürülebilirliği açısından çok ciddi tehdit oluşturmaktadır.

TMMOB, Anayasanın “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” ilkesi gereği, temel insan haklarından olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edilmemesi adına, yöre halkının haklı muhalefetinin yanındadır. Kurulması planlanan ve halen hukuk mücadelesi süren yeni JESlere karşı başta Kızılcaköy, Kıyıköy ve diğer yöre halklarının sergilediği haklı tepki ve mücadelesinin destekçisi ve takipçisidir. Aydın ili özelinde önerilerimiz; "Enerji mi, Tarım mı, daha önemlidir?" gibi gereksiz tartışmalara girmeden, koruma-kullanma dengesi içerisinde mevcut JES tesislerinin etkin bir şekilde denetlenmesi, yanlış yerde yanlış projelendirilen ya da yanlış uygulamalarla işletilen JESlerin kapatılması, kapasite aşımı nedeniyle Aydın ilinde yeni JES yatırımlarına izin verilmemesidir.

JES sorunu, sadece Aydın ilinin sorunu değildir. Manisa, Denizli, İzmir, Çanakkale, Afyon, Van, Elazığ, Bolu dâhil birçok ilimiz kontrolsüz ve denetimsiz jeotermal enerji yatırımları tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle konuya bütüncül yaklaşmalı, ülke düzeyinde gerekli bilimsel ve teknik çalışmalar yürütülmeli, mevzuat yeniden değerlendirilmeli, kamu denetimi etkin bir şekilde sağlanmalıdır.

Jeotermal kaynakların aranması, kullanımı ve işletilmesine ilişkin mevzuattaki yetersizliklerin giderilmesi, mevzuatın bilimsel ve teknik gereklere uygun olarak Dünya ölçeğine çekilmesi; arama ve işletme aşamasındaki mevzuata yaykırı uygulamaların denetlenmesi ve engellenmesi ile aykırılıklara devam eden mevcut işletmelerin ruhsatlarının iptal edilmesi; santrallerin çevresel etkilerinin bütüncül biçimde tespit edilerek değerlendirilmesi ve en aza indirilmesi için gerekli işlemlerin yapılması; tüm bu aşamalarda eksik olan kamu denetiminin tam anlamıyla sağlanması gerekirken; dava konusu ihale ile yeni ruhsat sahalarının devreye alınması yukarıda özetlenen tüm zararlı sonuçların katlanarak artmasına, Aydın ilindeki Dünyaca ünlü incir ve zeytin başta olmak üzere tarımsal faaliyetlerin yok olmasına, Aydın ilinin insan sağlığı açısından yaşanmaz hale gelmesine neden olacaktır.

Dünya da bir çok ülkede Jeotermal Enerji kullanılmaktadır. ABD, Endonezya, Filipinler, Türkiye ve Yeni Zelanda şeklinde sıralanmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde tüm enerji projelerinin çevresel etkileri birçok düzenlemeye tabi tutulmuş ve jeotermal projelerinin gerçekleştirilmesinde;

  • Temiz Hava Yasası
  • Ulusal Çevre Politikası Yasası
  • Ulusal Kirletici Deşarj Tasfiye Sistemi İzin Programı
  • Güvenilir İçme Suyu Yasası
  • Kaynakları Koruma ve Kurtarma Yasası
  • Zehirli Madde Kontrolü Yasası
  • Gürültü Kontrol Yasası
  • Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası
  • Arkeolojik Kaynakları Koruma Yasası
  • Tehlikeli Atık ve Madde Tüzüğü
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası
  • Kızılderili İnanç Özgürlüğü yasaları ve tüzükleri rol oynamaktadır [*]

    Bu denli geniş kapsamda düzenlemelere uyulması gerektiği için, Amerika Birleşik Devletleri’nde jeotermal enerji tesislerinin çevre ve insan sağlığına bir tehdit oluşturması, olası bir durum değildir. Yine bir çok ülke de jES’ler yaşam alanlarından uzakta ve tamamen kapalı sistemle işletilmektedir. Akışkanların çevreye bulaşması hava ile temas etmesi söz konu değildir. Yaşam, tarım, sulak alanlarından 75 km uzakta kurulması gereken bu işletmeler şehirlerin,mahallenin, zeytin ve incir bahçelerinin, üzüm bağlarının, çocuk oyun alanlarının içine ve hastanelerin yanına kurulmuştur.

Çevresine bu kadar zarar veren JES’lerden üretilen enerji hiçte olmazsa olmazımız değildir. Bakanlığın jeotermal kurulu gücü 2022 Haziran sonu açıklaması 1686 MW. Bu da üretilen toplam enerjinin %1,66 denk geliyor. Eskimiş hatları yenilerseniz bu enerjinin 5 katı bir enerji kazancımız olacaktır. Sadece enerjiyi kendi kullanımız İçin üretmiyoruz, yarısını başka ülkelere satıyoruz. Kısacası boşuna doğamızı kirletmekteyiz.

Bizim ülkemizde bu konu da yeterli yasa, yönetmenlik yoktur. Gerekli denetimler de yapılmamaktadır. Daha önce Üniversitelerin ve bilim insanlarının çalışmaları desteklenirken şimdi bu çalışmalar engelleniyor, bilim insanları tehdit ediliyor. Üniversiteler araştırmaya izin vermiyor, ödenek ayırmıyor. Aydın Çevre örgütlerin bilgi edinme isteklerine yanıt verilmiyor. Jeotermallerle yapılmış Çevre, Tarım ve Sağlık Bakanlığınca yapılmış incelemelerle ilgili bilgiler gizlenmektedir.

Yine Aydın Efeler Belediyesince detaylı bir rapor açıklanmış bu raporda şimdiye kadar Aydın Büyük Şehir Belediyesince Jeotermaller konusunda detaylı bir çalışma yapılmadığı belirtilmiştir.

Germencik çevre örgütünün bir açıklamasında 22 tane Faaliyet gösteren JES’in belediyelerden alınmış işletme Ruhsatı dahi olmadığı tesbit edilmiş ve bu konu dava konusu yapılmıştır. Kısacası her enerji işletmesinde olduğu gibi bu alanda da vahşilik ve hoyratlığı söz konusudur. Adı ne olursa olsun insan, canlı ve çevre sağlığını hiçe sayarak elde edilen hiç bir enerji temiz olamaz.

Öldüren değil yaşatan enerjiye, kapitalist ranta hizmet için değil topluma hizmet için enerjiyi temel almalıyız.

Ben bir enerji uzmanı değilim. Sağlıklı bir çevre de yaşamak ve yaşam alanlarına sahip çıkmaya çalışan çevreciyim. Doğa insanlar ve tüm canlıların yaşam alanıdır. Egemen kapitalist sistem için doğa rant alanı, sınırsız üretim deposudur. Çok üretecek çok satacak ve hep büyümek isteyecektir. Bunun içinde sınırsız tüketim anlayışını egemen kılacaktır. Bu çarkın dönmesi İçin de daha fazla enerjiye ihtiyacı var. Yaşamın sürdürülebilirliği, insan ve canlıların doğal ortam da, sağlıklı yaşamı gibi konular hep geri plandadır. Çok üretim ve çok üretim için de çok enerjiyi sağlayacaktır.

Demek ki konuşacağımız enerji nereden, nasıl ve kim için üretilecektir.
Enerji öncelikle kime gereklidir. Bu enerjiye sağlıklı yaşam kurmak, insanların daha mutlu yaşaması İçin mi ihtiyacımız var. Yoksa egemen sistemin her ne pahasına olursa olsun ucuz ve kolay biçimde nasıl bir enerji sağlamak isteğimidir. Elbette yaşamımızın devamı İçin enerjiyi biz insanlar da kullanıyoruz. Bunun İçin ne kadar enerjiye ihtiyaç olacağı da ayrı bir konudur.

Doğada her şeyin bir limiti var. Sınırsız üretim ve bu tüketim anlayışı sürdürülebilir değildir. Pandemi dönemi biz insanlara bir kez daha doğanın patronu olmadığımızı gösterdi. Doğanın bize ihtiyacı olmadığını, bizsiz doğanın daha mutlu olduğunu gördük.

Doğaya ihtiyacımızın olduğunu acı reçeteler ödeyerek bir kez daha anladık. Bundan dersler çıkararak doğamıza, yaşam alanlarımıza daha fazla sahip çıkmamız gerektiğini öğrendik.
Eski enerji kaynakları azalıp, hem de geri dönülmez çevre kirliliği yarattıkça toplumlarda huzursuzluğa ve büyük tepkilere yol açtı. iklim krizi kapımıza dayanıp ,küresel ısınma ve iklim değişiklikleri doğal felaketleri, susuzluk,sel felaketler iklim göçleri ortaya çıkınca bu sefer sistem yeni bir enerji arayışlarına yöneldi.

Toplumların, bilim insanlarının karşı koyuşlarını sönümlendirmek için de yenilebilir, temiz enerji kaynakları gündeme geldi. Bir anda iktidarlar, partiler yeşil dostu görünmeye başladılar. Doğanın yeşiline saygı ve gerçekten temiz enerji değil dillerindeki söylem yeşile boyama, yaptıkları çevre talanını gizlemekten ibarettir

Uzman kurum, kişi ve kuruluşların JES’lerin çevreye verdikleri olumsuz zararlar konusunda inceleme ve araştırmaları bizlere ülkemizde uygulandığı haliyle JES’lerin hiçte temiz olmadığı gösteriyor.

Aydın’dan yolu geçenler tarım arazilerinde, zeytin ve incir bahçelerin de kurulu bulunan JES binalarını ve geniş bir alana yayılan boruları, havaya karışan beyaz asitli buharları görecektir. Soludukların da boğazlarını yakan yumurta kokulu havayı ciğerlerine çekince JES’in iyi bi şey olmadığını anlayacaktır.

Köylüler canla başla tarım alanlarını, inciri, zeytini, sebze bahçelerini, sularını, havalarını koruma mücadelesi için güçlü mücadele verdiler vermeye devam ediyorlar.

ZEYTİN BİTİNCE DAŞ MI YİYEECEĞİZ diye her ne pahasına olursa olsun yaşamlarına sahip çıkma mücadelesini sürdürüyorlar.

Ülkemizin zenginlik kaynaklarını talan eden bir sistemle karşı karşıyayız. Maalesef bu talanı bizzat yapan ve yapılması için fırsat veren zemin hazırlayan iktidardır. Anayasal hakkımız olan yaşam hakkını, tarım alanları, zeytin alanları, orman alanları, akar sular ve içme sularıyla ilgili yasa ve yönetmenlikleri hiçe sayarak yer üstü ve yer altı zenginliklerimiz bir avuç kapitalist şirkete talan ettiriliyor.

Ülkemizin her köşesinde bu talan altın, kömür vb madenlerle ya da nükleer enerji, termik, JES, GES, RES enerji üretme bahanesiyle devam ediyor.

Buna karşı halk gücü oranın da yerel güçleriyle, zaman zaman ülke gündemine taşınan mücadeleyle karşı koymaya yaşamına sahip çıkmaya mücadelesi veriyor.

Bu mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için yerellerde verilen ekoloji mücadelesini, ülke genelinde verilen ekoloji mücadelesiyle ortaklaştırmak hatta evrensel boyuta taşınıp dünya çevre mücadelesiyle bütünleştirmek gerekiyor.

Zenginlik kaynaklarımızın talanı bizzat siyasi iktidar tarafından yapılmaktadır. Bu bağlamda çevre ve yaşam mücadelemiz siyasi bir mücadeledir. Bir avuç kapitalistin hizmetinde olan devletin demokratikleştirilmesi ve doğaya saygılı bir yaşamın kurulması İçin siyasi yapının ele geçirilmesi gereklidir. İşte bu nedenle havamızı,toprağımızı, suyumuzu koruma ve sahip çıkma mücadelesi siyasidir.

Egemen kapitalist sistemin doğayı kar pazarının üretim deposu olarak kullanması aynı zaman da anti kapitalist bir mücadeledir.

Doğa talanları, güç ve rant savaşları, sosyal ve ekonomik krizler, iklim krizi, küresel ısınma tüm bunların yaratıcısı kapitalist sistemdir.

Yerellerde verdiğimiz ekolojik mücadeleleri politik hata taşıyamazsak başarı sağlayamayız. Yer yer sisteme karşı noktasal olarak başarılar sağlanabilir.

Nihai zafer Ekolojik mücadelenin politik mücadeleyle, sınıf mücadelesiyle, demokrasi mücadelesiyle ortaklaşmasıyla mümkün olacaktır.

Bu üretim ve büyüme hırsıyla, bu tüketim anlayışıyla yaşam sürdürülebilir değildir. Bu gidiş bizi hızlıca yok oluşa götürür. Yeni bir yaşam anlayışına ihtiyacımız var. Bu doğayla barışık ekolojik yaşam biçimi olacaktır.

JES ÜLKEMİZDE UYGULANDIĞI HALİYLE TEMİZ DEĞİLDİR.
DOĞA VE CANLI KATİLİDİR

TEMİZ ENERJİ YOKTUR.
09.09.2023 Karaburun
Metin IRMAK

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Eklenenler