Son 24-48 saatin (10-11 Mart 2026, sayı 33192-33193) ve bağlamsal olarak son haftanın (7-11 Mart 2026) Resmî Gazete kararlarına dair yeterli veriyi derlemiş bulunuyorum.

7–11 Mart 2026 | Çok Perspektifli Değerlendirme
Analiz Edilen Kararların Envanteri
Bu dönemde Resmî Gazete’nin öne çıkan kararları şöyle gruplanabilir:
7 Mart 2026 (33189 sayılı): Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesinin Desteklenmesine İlişkin Karar (11004), Akkuyu NGS Bağlantı Yolu-2 için Acele Kamulaştırma (11005), 154 kV İsdemir-Diyarbakır-Lice Enerji İletim Hattı için Acele Kamulaştırma (11006), ihracat destekleri değişikliği (11007) ve beş ayrı Özelleştirme İdaresi Kararı (11009-11013) yürürlüğe girdi.
11 Mart 2026 (33193 sayılı): AYM Başkanvekilliğine İrfan Fidan’ın seçilmesine ilişkin karar, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Yönetmeliğinde değişiklik ve TCDD Taşımacılık A.Ş. Personeli Görevde Yükselme Yönetmeliğinde değişiklik yayımlandı.
I. ARAŞTIRMACI PERSPEKTİFİ: Yapısal Örüntüler ve Veri Analizi
Acele Kamulaştırmanın Enflasyonu
7 Mart 2026 Resmî Gazete’sinde aynı anda hem acele kamulaştırma hem de özelleştirme kararları yayımlandı; bu durum kamu varlıklarının kullanım politikalarını yeniden tartışmaya açtı. Araştırmacı bir gözle bakıldığında, bu eş zamanlılık tesadüf değil, sistemik bir modeli ele vermektedir: devlet bir yanda mülk edinirken (kamulaştırma), öte yanda mülk devrediyor (özelleştirme). İkisi arasındaki özne farklılığı kritiktir — kamulaştırılan arazi köylülere ya da kamuya kalmaz, büyük enerji altyapısına dönüştürülür.
Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından yürütülen proje yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım olarak bilinmekte; santralin dört ünitesinin 2028 yılına kadar tam kapasite çalışması hedeflenmektedir. Bu ölçekteki bir yatırım için “acele” prosedürünün uygulanması, aciliyet gerekçesinin ne anlama geldiğini sorgulatır. Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca devreye giren acele kamulaştırma, itiraz ve uzlaşma mekanizmalarını fiilen devre dışı bırakmaktadır.
154 kV GES Hattı Kamulaştırması başka bir boyut sunar: adında “GES” (Güneş Enerji Santrali) ibaresi bulunmaktadır. Bu, yenilenebilir enerji projeleri için de artık aynı hukuki araçların kullanıldığını gösterir. Yeşil dönüşüm söylemi altında arazilerin aynı hız ve baskıyla el değiştiriyor olması, dönüşümün gerçekten ekolojik mi yoksa sermaye birikim biçimi mi olduğu sorusunu doğurur.
Tarım Arazisi Kararının Muğlaklığı
11004 sayılı kararla “tarımsal üretimin artırılması, kullanılmayan arazilerin ekonomiye kazandırılması ve çiftçilere yönelik desteklerin güçlendirilmesi” hedeflendiği belirtildi. Ancak kararın tam metni kamuoyuyla paylaşılmamıştır. “Etkinleştirme” söylemi, piyasalaştırma politikalarının klasik örtmece dilidir. “Kullanılmayan arazi” kategorisi kimin tanımladığına göre şekillenir; tarih boyunca bu kategori çobanlar, ortak kullanım alanları ve küçük üreticiler aleyhine işlemiştir.
II. İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİ: Hak İhlali Riskleri
Mülkiyet Hakkı ve Adil Yargılanma
Acele kamulaştırma uygulaması Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesiyle işletilmekte; bazı akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri ise ekolojik riskler, yerel halkın hakları ve ekonomik faydanın dağılımı konularının daha şeffaf tartışılması gerektiğini savunmaktadır.
AİHM içtihadına göre mülkiyet hakkının kısıtlanabilmesi için üç koşul gerekir: yasal dayanak, meşru amaç ve orantılılık. Acele kamulaştırmada itiraz süresinin fiilen işletilmemesi üçüncü koşulu zedeler. Mersin kıyı şeridinde Akkuyu çevresinde yaşayan balıkçı toplulukları, küçük tarım işletmeleri ve turizm esnafı bu süreçte en kırılgan grupları oluşturmaktadır.
Diyarbakır-Lice hattı için alınan kamulaştırma kararı, coğrafi olarak zaten onlarca yıldır toprak uyuşmazlığına ve yerinden edilmeye maruz kalmış bir bölgeyi kapsamaktadır. İnsan hakları hukuku çerçevesinde, geçmişteki mağduriyetlerin üzerine yeniden altyapı el koyması “onarımsız zarar” ilkesini ihlal etme riski taşır.
Yargı Bağımsızlığı ve AYM Başkanvekilliği
Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine İrfan Fidan’ın seçilmesine ilişkin karar 11 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. İrfan Fidan’ın geçmişte HSYK kökenli bir yargı profili taşıması ve AYM seçim süreçlerinin Cumhurbaşkanlığı etkisine açık yapısı düşünüldüğünde, bu atama yargı bağımsızlığı tartışmalarını bir kez daha güncellemektedir. İnsan hakları perspektifinden en kritik sorun şudur: acele kamulaştırmaya itiraz eden yurttaşların başvuracağı nihai merci olan AYM’nin yapısı, aynı Resmî Gazete sayfasında yeniden biçimlenmektedir.
III. SOSYALİST PERSPEKTİF: Sermaye Birikim Süreçleri ve Emek
Enerji Üretiminin Mülksüzleştirme Dinamikleri
Devletin “vizyon projeleri” olarak nitelendirilen altyapı yatırımları için kritik kamulaştırma kararları yayımlandı; işlemler Karayolları Genel Müdürlüğü ve TEİAŞ tarafından yürütülecek. Sosyalist teoride bu tür kararlar “ilkel birikim”in güncel biçimi olarak okunur: küçük mülk sahipleri ve kamu mülkü sermaye döngüsüne dahil edilerek değer üretiminin hammaddesi haline getirilir. Devlet burada kolaylaştırıcı değil, aktif bir sınıf aktörüdür.
Özelleştirme + Kamulaştırma = Sermaye Transferi
Aynı Resmî Gazete’de beş ayrı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı kararı (11009-11013) da yayımlandı. Bu ikilinin aynı anda uygulanması, ideolojik bir tutarlılık değil, pragmatik sermaye yönetimini yansıtır: devlet bir tarafta köylüden arazi alır, öte tarafta kamu kuruluşunu özel sermayeye devreder. Her iki hamlede de eserini “kamu yararı” olarak tanımlar; ancak kâr özel ellerde toplanır.
TCDD’de Personel Yönetimi: “Yeşil Yakalı İşler” Yanılsaması
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Taşımacılık Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde değişiklik yapıldı. Demiryolları, iklim geçişi söyleminde sıklıkla “yeşil iş” yaratmanın simgesi olarak sunulur. Ancak bir kurumun personel yönetim yönetmeliğinin sınırlı kamusal tartışmayla değiştirilmesi, “yeşil yakalı iş” söyleminin içini boşaltma riskini taşır. Eğer sürdürülebilir taşımacılığa geçiş beraberinde örgütlenme hakkının daraltılmasını, güvencesiz sözleşme rejimlerini veya kariyer basamaklarının şeffaf olmayan biçimde yeniden düzenlenmesini getiriyorsa, bu dönüşüm emeğin yeşil kılıklı güvencesizleştirilmesidir.
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Yönetmeliği değişikliği de bu çerçevede okunabilir: tarımsal ürünlerin finanse edilmiş depolama sistemlerine entegrasyonu, bir yanda tarımsal işçinin piyasayla ilişkisini dolayımlarken öte yanda spekülatif sermayeye yeni bir dolaşım kanalı açar.
IV. FEMİNİST PERSPEKTİF: Görünmez Emek, Toprak ve Bakım
Kamulaştırmanın Cinsiyetçi Boyutu
Acele kamulaştırma kararlarının cinsiyet boyutu Resmî Gazete metninde görünmez; ancak veri ve saha araştırmaları tutarlı biçimde göstermektedir ki tarım ve kıyı alanlarından yapılan zorunlu yerinden edilmelerde kadınlar orantısız yük taşır. Kadın çiftçiler çoğunlukla tapu üzerinde resmi mülk sahibi olmadığından, tazminat pazarlık süreçlerinde temsil edilme kapasiteleri erkeklere kıyasla çok daha zayıftır.
Mersin kıyısındaki küçük balıkçı ailelerinde kadınlar ağ tamiri, işleme ve satış süreçlerini üstlenirken bu emek hiçbir zaman istatistiklere “işçi” olarak yansımaz. Kamulaştırma tazminatı hesaplarken bu görünmez emek hiç hesaba katılmaz.
Üniversite Yönetmelik Değişiklikleri: Akademide Kadının Konumu
Son üç günün Resmî Gazete’sinde birbiri ardına birden fazla üniversitede eğitim-öğretim yönetmeliği değiştirildi. Yozgat Bozok Üniversitesi ön lisans ve lisans eğitim-öğretim ile sınav yönetmeliğinde değişiklik yapıldı; eğitim ve sınav süreçlerine ilişkin bazı uygulamaların yeniden düzenlendiği belirtildi. Feminist pedagoji açısından kritik olan şudur: yönetmelik değişikliklerinin hiçbiri eşitlik etkisi değerlendirmesi (gender impact assessment) içermez. Sınav, devam ve müfredat kurallarındaki değişiklikler, bakım sorumluluklarını üstlenen (çoğunlukla kadın) öğrencileri ve araştırma görevlilerini eşitsiz biçimde etkiler.
8 Mart Arifesinde Resmî Gazete
7 Mart Resmî Gazete’sinde yayımlanan kararlar Dünya Kadınlar Günü’nün arifesine denk geldi. Gazetenin her gece saat 00:00 itibarıyla dijital ortamda erişime açılan bu belgeler, Türkiye’nin idari hafızasını oluşturmaktadır. Ancak bu hafızaya kadın bakışıyla sorulmayan sorular şunlardır: Kamulaştırılan topraklarda kadın çiftçilerin oranı nedir? Özelleştirilen kamu kurumlarında kadın istihdam oranı nasıl değişecektir? Tarımsal lisanslı depoculuk sistemine entegrasyon sürecinde kadın kooperatiflerinin rekabet kapasitesi nedir?
V. İKLİM VE EKOLOJİK DENGE DEĞERLENDİRMESİ
Nükleer Enerji: İklim Çözümü mü, Yeni Ekolojik Risk mi?
Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından yürütülen proje yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım olarak biliniyor; santralin dört ünitesinin 2028 yılına kadar tam kapasite çalışması hedefleniyor. Nükleer enerji, karbon emisyonları bağlamında kömüre kıyasla belirli avantajlar sunar. Ancak Akkuyu özelinde ekolojik denge soruları çok boyutludur: Akdeniz kıyısında tsunami ve deprem riski taşıyan jeolojik kuşakta konumlanan bir santralin termal su deşarjı, Mersin körfezinin biyoçeşitliğini kalıcı biçimde bozabilir. Kamulaştırılan araziler arasında kıyı ekosistem tampon bölgelerinin yer alıp almadığı kamuoyuyla paylaşılmamaktadır.
GES Hattı Kamulaştırması: Yeşil Altyapı, Gri Süreç
154 kV GES enerji iletim hattı için yapılan kamulaştırma ilk bakışta “yeşil altyapı” olarak görünür. Ancak enerji iletim altyapısının coğrafi güzergahı biyolojik koridorları bölüp bölemeyeceği sorusu, ekolojik denge perspektifinden asıl kritik noktadır. Diyarbakır-Lice hattının geçtiği bölge Güneydoğu Anadolu’nun kırsal ekolojisini taşımaktadır. İletim hattı için kamulaştırılan “bazı taşınmazlar” ifadesinin arkasında orman mı, verimli tarım arazisi mi, yoksa sulak alan mı bulunduğu belirtilmemiştir.
Tarım Arazisi Kararı: “Etkinleştirme” Söyleminin Ekolojik Tehlikesi
“Kullanılmayan arazilerin ekonomiye kazandırılması” hedefi, tarımsal üretimin artırılması çerçevesinde sunulmaktadır. Ancak tarımsal ekoloji literatüründe “kullanılmayan” olarak sınıflandırılan arazilerin önemli bir bölümü aslında nadasa bırakılmış topraklardır; bunlar toprak mikrobiyomunu yeniler, karbon tutar ve yerel su rejimini dengeler. Bu arazilerin “etkinleştirilmesi” eğer endüstriyel monokültüre dönüştürme anlamına geliyorsa, karbon bütçesi hesaplarında görünmez bir kayıp söz konusudur.
GENEL DEĞERLENDİRME: Kamu Yararı Testi
Dört perspektifin kesişiminden şu yapısal örüntü ortaya çıkmaktadır:
Süreç meşruiyeti eksikliği. Acele kamulaştırma, her ne kadar yasal bir araç olsa da, etkilenen toplulukların etkili katılımını fiilen engellemektedir. Kamu yararı kararının yalnızca merkezi yürütme organı tarafından tanımlanması ve yargısal denetimin hızla aşılması, hukuk devleti ilkesiyle gerilim içindedir.
Söylem ile pratik arasındaki uçurum. “Tarımı etkinleştirme”, “yeşil enerji”, “çiftçi desteği” ve “kamu yararı” söylemleri, kararların pratik sonuçlarını — sermaye transferi, mülksüzleştirme, emek güvencesizleşmesi — örtme işlevi görmektedir.
Cinsiyet körü politika yapımı. Hiçbir karar metninde etkilenen gruplar arasında kadınların özgül kırılganlıklarına ilişkin değerlendirme yer almamaktadır.
Ekolojik belirsizliğin sistematikleşmesi. Kamulaştırılan arazilerin ekosistem değeri, deşarj ve bölünme etkileri kamuoyuyla paylaşılmamakta; bu da bağımsız çevresel etki değerlendirmesini fiilen imkânsız kılmaktadır.
Resmî Gazete teknik bir arşivdir; ama her satırında bir siyasi tercih, her kararında bir güç ilişkisi saklıdır. Bu kararları yalnızca hukuki uyum açısından değil, kimin kazandığı ve kimin kaybettiği sorusuyla okumak — araştırmacı, insan hakları, sosyalist ve feminist perspektiflerin ortak katkısıdır.


