Resmi Gazete Değerlendirmesi 10 Mart 2026

0
17

1. Kültürel Mirasın Çevresinde “Hızlı Denetim” ve İnşaat Baskısı

Bugünkü en dikkat çekici düzenleme, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 4032 sayılı ilke kararıdır. Bu karar, sit alanı dışında kalan ancak tescilli bir kültür varlığına (tarihi ev, anıt vb.) komşu olan parsellerdeki yapılaşma koşullarını yeniden düzenliyor.

  • Sosyalist Eleştiri: Bu karar, “korunma alanlarının ivedilikle belirlenmesi” adı altında, tescilli eserlerin çevresindeki rantı yüksek parselleri inşaata açma sürecini standartlaştırmayı hedefliyor. Kamusal miras olan kültür varlıkları, etraflarındaki “inşaat yapma zorluğu” giderilerek, gayrimenkul piyasasının bir parçası haline getirilmektedir.
  • Ekolojik Etki: Tarihi doku ve onunla bütünleşmiş mikro-ekosistemler, “planlı yapılaşma” adı altında betonlaşma tehdidi altındadır. Koruma alanı sınırlarının belirsizliği, sermaye için bir “fırsat penceresi” olarak kullanılmaktadır.

2. YEKA ve “Yeşil” Etiketli Mülksüzleştirme (Karar 11009-11013)

Son 24 saatte netleşen uygulama ayrıntılarına göre, Amasya, Isparta ve Kahramanmaraş’ta kurulacak olan RES ve GES (Güneş ve Rüzgar Enerji Santralleri) projeleri için çok sayıda taşınmazın acele kamulaştırılması süreci hızlandı.

  • Feminist Bakış: Kamulaştırılan bu arazilerin birçoğu, kadınların “görünmez emek” ile sürdürdüğü küçük ölçekli tarım ve hayvancılık alanlarıdır. Enerji devlerine (sıklıkla erkek egemen yönetim kurullarına sahip şirketler) devredilen bu topraklar, kadının üretimden koparılmasına ve aile içindeki bağımlılığının artmasına neden olmaktadır.
  • Yeşil Yakalı Güvencesizlik: Bu tesislerin kurulumunda çalışacak olan “enerji verimliliği teknisyenleri” veya “kurulum personeli”, geçtiğimiz gün yayımlanan Ulusal Meslek Standartları uyarınca, sendikal güvenceden yoksun, sertifika odaklı ve geçici projelerle istihdam edilmektedir. “Yeşil iş”, işçinin değil, projenin “yeşil” olmasıdır.

3. İhtisas Mahkemeleri: Hak Arama Hürriyetine “Hız” Engeli

5 Mart’ta kurulan ve bugün fiilen dosya kabulüne başlayan İhtisas İdare Mahkemeleri, ÇED ve acele kamulaştırma davalarına bakacak.

  • Hukuki Değerlendirme: Davaların “uzmanlaşmış” mahkemelerde görülmesi kağıt üzerinde olumlu görünse de, sosyalist perspektif bunun “hızlı reddetme mekanizması” olduğunun altını çizer. Yerel mahkemelerin bölge halkıyla kurduğu temas koparılmakta, dosyalar merkezi ve “yatırım dostu” bir süzgeçten geçirilmektedir.
  • Kamu Yararı Analizi: Kamu yararı, toplumun ortak refahı ve ekosistemin devamlılığı olmaktan çıkarılmış; “yatırımın zamanında bitirilmesi” ile eşdeğer hale getirilmiştir.

Günlük Değerlendirme Özeti

10 Mart 2026 Resmî Gazetesi, koruma kurullarından enerji piyasasına kadar her alanda “ivedilik” ve “hız” kavramlarını kutsamaktadır. Ancak bu hız; ekolojik yıkımın telafisi veya kadın haklarının tesisi için değil, sermayenin “bekleme maliyetini” düşürmek için kullanılmaktadır.

Sonuç: Kamu yararı bugün; tescilli bir eserin komşusunda yükselen inşaat iskelesinde veya acele kamulaştırılan bir zeytinlikteki iş makinesinde değil; o toprağı ve tarihi savunan yerel inisiyatiflerin direnişindedir.

Antalya’nın hafızasını ve sanat emekçilerinin yaşam alanlarını doğrudan etkileyen bu kritik başlığı, 10 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’nin “Kültür Varlıkları” ve “Kamulaştırma” kararları üzerinden mercek altına alıyoruz.

Kültür Yolu Projesi, vitrinde bir “sanat festivali” gibi dursa da, arka planda mülksüzleştirme ve kültürel soylulaştırmanın (gentrification) en güçlü araçlarından birine dönüşmüş durumda.


1. “Kültür Yolu” Mu, “Sermaye Hattı” Mı?

Bugün yayımlanan Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararı (No: 4032), tescilli yapıların bitişiğindeki parsellerde “hızlı yapılaşma” ve “restorasyon sonrası kullanım” kurallarını esnetiyor.

  • Sosyalist Eleştiri: Bu düzenleme, Antalya Kaleiçi ve Balbey gibi tarihi bölgelerdeki bağımsız sanat atölyelerinin, küçük tiyatro sahnelerinin ve yerel zanaatkarların yerinden edilmesinin önünü açıyor. Kültürel miras, halkın ortak değeri olmaktan çıkarılıp; otel zincirleri, lüks restoranlar ve küresel markalar için birer “dekor” haline getiriliyor.
  • Soylulaştırma Dinamiği: “Yıkıp yeniden yapma” yerini “iyileştirerek kovma” (gentrification) yöntemine bırakıyor. Bölgenin kiraları ve yaşam maliyeti yükseltilerek, o bölgeyi var eden sanat emekçileri ve mahalle sakinleri çeperlere sürülüyor.

2. Sanat Emekçileri: “Yeşil Yakalı” Proletaryanın Kültür Versiyonu

Yeni meslek standartları ve Kültür Yolu projeleri kapsamında istihdam edilen sanatçılar, aslında birer “proje işçisi”ne dönüştürülüyor.

  • Güvencesizleştirme: Festival veya proje bazlı sözleşmelerle çalışan sanat emekçileri, sendikal haklardan ve emeklilik güvencesinden yoksun bırakılıyor. Sanatın özgürlüğü, “Turizm Geliştirme Ajansı” (TGA) gibi kurumların piyasa odaklı performans kriterlerine kurban ediliyor.
  • Feminist Perspektif: Antalya’daki yerel kadın kooperatiflerinin el emeği ürünleri ve sokak sanatçısı kadınların kamusal alandaki varlığı, “steril ve mutenalaştırılmış” yeni kültür rotalarında “görüntü kirliliği” veya “kayıt dışı ekonomi” denilerek yasaklanıyor. Kültür, eril sermayenin lüks bir tüketim nesnesine dönüştürülürken; kadının kültürel üretimdeki tarihsel payı görünmez kılınıyor.

3. Ekolojik Denge ve “Müze Kent” Paradoksu

Kültür Yolu projeleri, genellikle büyük bir betonlaşma ve “kentsel peyzaj” adı altında doğal dokunun tahribatını beraberinde getiriyor.

  • Ekolojik Yıkım: Tarihi dokuyla iç içe geçmiş asırlık ağaçlar ve kentsel biyoçeşitlilik, “turistik görüş açısı” sağlamak veya “etkinlik alanı” açmak amacıyla yok ediliyor.
  • Kamu Yararı: Gerçek kamu yararı, bir kenti “müze-AVM”ye dönüştürmek değil; o kentin yaşayanlarının (sanatçılarının, işçilerinin, kadınlarının) kültürel ve doğal çevreleriyle olan bağını korumaktır. Bugünün kararları, bu bağı sermaye lehine koparıyor.

Antalya İçin Kritik Uyarı

7 Mart’ta kurulan İhtisas Mahkemeleri, artık bu kültürel kamulaştırma davalarına da “hız” odaklı bakacak. Bu, Antalya’nın kalbindeki Balbey Mahallesi veya Kaleiçi’nde açılacak yürütmeyi durdurma davalarının, bölgenin ruhu yok edilmeden sonuçlanmasını imkansız hale getirebilir.

Özet Değerlendirme: Antalya Kültür Yolu, şehri bir “sahne”ye çevirirken, o sahnenin asıl aktörleri olan sanat emekçilerini kulise bile değil, tiyatro binasının dışına (çeperlere) itmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz