GÜNLÜK EKOLOJİ RAPORU & COP31 ELEŞTİREL DEĞERLENDİRMESİ

0
10

Tarih: 9 Mart 2026, Saat 08:00

Bu rapor, 2026 yılı itibarıyla hız kazanan küresel iklim krizini, bilimsel veriler ve yaklaşan COP31 zirvesi çerçevesinde kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Metin, artan karbondioksit oranları ve aşırı ısınma gibi ekolojik göstergelerin yanı sıra, Türkiye’nin su kıtlığı ve çelişkili emisyon politikaları gibi yerel sorunlarına odaklanmaktadır. İklim adaleti kavramı; toplumsal cinsiyet eşitsizliği, dezavantajlı grupların mağduriyeti ve biyoçeşitlilik kaybı üzerinden eleştirel bir süzgeçten geçirilmektedir. Özellikle Antalya’da düzenlenecek olan COP31 öncesinde, ekonomik büyüme odaklı yaklaşımların ve fosil yakıt lobilerinin çözüm süreçlerini nasıl aksattığı vurgulanmaktadır. Kaynaklar, mevcut çevre politikalarının yetersizliğini ve gezegenin geri dönülemez eşik noktalarına yaklaştığını hatırlatarak radikal bir dönüşüm çağrısı yapmaktadır.Son 24 saatin verileri, dünya ve Türkiye basını, akademik kaynaklar taranarak hazırlanmıştır.

UYARI: Bilimsel veriler, küresel ısınmanın her on yılda ortalama 0,35°C hız kazandığını ve gezegenin kritik eşik noktalarına her geçen gün biraz daha yaklaştığını doğruluyor (Mart 2026). CO₂ büyüme hızı son kayıtları kırmaya devam ediyor: 3 yıllık kayan ortalama 8,15 ppm’e ulaştı.

BÖLÜM 1: Günlük Ekoloji Raporu — Son 24 Saat

1.1 Küresel Ekolojik Göstergeler ve Acil Gelişmeler

Atmosferik Karbon ve Isınma Verileri

NOAA’nın Mauna Loa istasyonundan Şubat 2026 verilerine göre atmosferik CO₂’nin 3 yıllık kayan ortalaması 8,15 ppm büyüme hızıyla yeni bir rekora ulaştı. Bu rakam, insanlığın fosil yakıt tüketimini artırmayı sürdürdüğünü somut biçimde kanıtlayan kritik bir göstergedir. Geophysical Research Letters’da yayımlanan yeni araştırma, son 10 yılda küresel sıcaklıkların 0,35°C arttığını ortaya koyuyor; bu rakam, 1970-2015 arasındaki on yıllık 0,20°C ortalamasının yaklaşık iki katına tekabül ediyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) verilerine göre 2025-2029 dönemi için küresel sıcaklıkların her yıl 1850-1900 ortalamasının 1,2 ile 1,9°C üzerinde seyretme ihtimali yüksek. Beş yıllık ortalamanın 1,5°C eşiğini aşma olasılığı ise yüzde 70 olarak hesaplanmıştır. Hong Kong Rasathanesi’nin Mart 2026 başındaki verileri de 2025-2026 kışının bölgenin tarihindeki en sıcak kış olduğunu gösteriyor.

Okyanus Isınması ve Deniz Ekosistemi

Avrupa Uzay Ajansı’nın İklim Değişikliği Girişimi kapsamında hazırlanan ‘2025/2026 İklim Biliminde On Yeni Bulgu’ raporu, Dünya’nın enerji dengesizliğinin son on yıllarda iki kattan fazla arttığını ve bunun küresel ısınmanın hızlanıyor olabileceğine işaret ettiğini ortaya koydu. Deniz yüzey sıcaklıkları eşi görülmemiş bir hızda yükseliyor; deniz ısı dalgaları giderek daha yoğun ve uzun süreli bir hal alıyor. Bu durum kıyı geçim kaynaklarını tehdit ediyor, okyanus kaynaklı aşırı hava olaylarını şiddetlendiriyor ve okyanusların karbon yutma kapasitesini zayıflatıyor.

IUCN’in son değerlendirmesi, deniz türlerinin yaklaşık yüzde onunun nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, yüzde kırkından fazlasının ise iklim değişikliğinin etkilerini hali hazırda yaşadığını ortaya koydu. Ocak 2026’da yürürlüğe giren Yüksek Denizler Antlaşması, uluslararası suların yüzde otuzunu koruma altına almayı taahhüt etse de bu taahhüdün somuta dönüştürülmesi hala tartışmalıdır.

Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Çöküşü

Ekosistem değişimlerine ilişkin kapsamlı küresel çalışma, 1970’lerden bu yana tür dönüşüm hızının yaklaşık üçte bir oranında yavaşladığını ortaya koydu. Bu beklenmedik sonuç, biyoçeşitlilik kaybının doğanın kendini yenileme mekanizmasını sessiz sedasız çökerttiğine işaret ediyor. Oregon State Üniversitesi öncülüğündeki uluslararası ekibin One Earth dergisinde yayımladığı çalışma ise on altı kritik devrilme unsurunu mercek altına aldı ve pek çoğunun kritik sıcaklık eşiğine beklenenden çok daha yakın olduğu sonucuna ulaştı. Bilim insanları, bir eşiğin aşılması halinde zincirleme bir reaksiyonun diğerlerini de tetikleyerek gezegeni aşırı ısınma yoluna sokabileceği konusunda uyarıyor.

El Niño Tehlikesi ve Jeopolitik Baskı

Avrupa Orta Menzilli Hava Tahmini Merkezi’nin (ECMWF) Mart 2026 tahminleri, yıl içinde güçlü, hatta ‘süper’ bir El Niño olayının yaşanabileceğine dair güçlü bir sinyal veriyor. 2015-2016’daki son büyük El Niño küresel sıcaklık rekorlarını silip süpürmüştü; halihazırda hız kazanan iklim değişikliğiyle eş zamanlı yaşanacak benzer bir olay, sonuçları itibarıyla çok daha yıkıcı olabilir. Trump yönetimi ABD’nin İklimler Arası Hükümet Paneli’nden (IPCC) çekildiğini açıklarken EPA’nın sera gazlarını tehlikeli olarak sınıflandıran temel bilimsel tespitini de geçersiz saydı. Öte yandan Greenpeace, Dakota Access Boru Hattı protestolarına katılımı gerekçesiyle 345 milyon dolarlık bir tazminat davası kararıyla karşılaştı.

🌊 Deniz çayırları, tropikal yağmur ormanlarına kıyasla 35 kat daha hızlı karbon emer; ancak küresel ölçekte her yıl yüzde 2 ila 7 arasında kaybediliyor. Türkiye İş Bankası-TÜDAV ortaklığı, bu kritik ekosistemleri korumaya yönelik adımlar atıyor (Mart 2026).

1.2 Türkiye Özeli — Ekolojik Kriz Panoraması

Su Krizi ve Hidrolojik Kuraklık

2025 su yılında (1 Ekim 2024–30 Eylül 2025) Türkiye’de kaydedilen 422,5 milimetrelik toplam yağış, son 52 yılın en düşük seviyesi oldu. Meteoroloji uzmanı Prof. Dr. Türkeş’in vurguladığı üzere, 2026 başındaki yağışlı dönem meteorolojik kuraklıkta belirli bir rahatlamaya yol açmış olsa da hidrolojik, tarımsal ve ekolojik kuraklık etkisini sürdürmeye devam ediyor. Karadeniz’e uzanan mega yangınları izleyen sonbaharda Bursa, Çanakkale, İstanbul ve İzmir gibi pek çok ilde içme suyu barajlarının doluluk oranları ciddi biçimde düştü.

Türkiye’nin tuz ihtiyacının yüzde kırkını karşılayan ve ülkenin ikinci büyük gölü konumundaki Tuz Gölü, 90 yılda yüzde 85 küçülerek alarm verdi. Konya’daki Beyşehir Gölü’nün kıyıdan yaklaşık 300 metre çekilmesi üzerine Göl Master Planı hazırlanıyor. Marmara Denizi’nde gerçekleştirilen araştırmaya göre, fırtına, kıyı erozyonu ve yükselen deniz seviyesi nedeniyle kıyı bölgesindeki yaklaşık 1,6 milyon kişi yüksek risk altında bulunuyor.

NDC Çelişkisi: İklim Taahhütleri ile Gerçeklik Arasındaki Derin Uçurum

Türkiye’nin COP30’da açıkladığı Ulusal Katkı Beyanı (NDC), 2035 yılı için 643 milyon tonluk bir emisyon hedefi öngörüyor. Ne var ki WWF-Türkiye, bu hedefin emisyonlarda azaltım değil artışa işaret ettiğini vurguluyor. Başka bir deyişle, Türkiye’nin 2023’e oranla 2035’teki sera gazı salımlarının artması bekleniyor; bu durum, küresel ısınmayı 1,5°C’de sınırlama hedefiyle tamamen çelişiyor. Öte yandan Enerji Bakanlığı, hem yeni hem de eski kömürlü termik santraller için alım garantisi ve teşvik mekanizmaları açıkladı. Bu gelişme, Afşin-Elbistan’daki bilirkişilerin ‘kamu yararı bulunmadığı’ kanaatiyle raporlandırdığı ek ünite projesiyle birleşince manzara son derece endişe verici.

Doğa Alanlarına Yönelik Politikalar ve Hukuki Durum

Son yasal düzenlemeler, koruma statüsündeki doğa alanlarında bile madenciliğe ve diğer çıkarımcı faaliyetlere kapı aralıyor. Akbelen Ormanı davası ve zeytin bahçelerini tehdit eden projeler, bu yasal gevşemenin toplumsal tepkiyle karşılaşan somut yansımalarıdır. Turbalıklara ilişkin son raporlar ise tarımsal drenaj uygulamalarıyla tahrip edilen bu alanların yılda 1,5 ila 2 milyar ton karbondioksit eşdeğeri salım yarattığını ortaya koyuyor; bu durum hem iklim hem de biyoçeşitlilik açısından kritik bir sorun oluşturuyor.

Medya ve Sivil Toplum Dinamikleri

Katılımcı iklim yönetişimi, iklim adaleti, fosil yakıtlardan çıkış ve şeffaflık. Greenpeace Türkiye, Türkiye’nin dünyada en fazla emisyon üreten ilk 15 ülke arasında yer aldığını hatırlattı. İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu’nda (İDUKK) iş dünyasına yer açılırken iklim konusunda uzman sivil toplum kuruluşlarının dışarıda bırakıldığı çeşitli platformlarda sesli biçimde eleştirildi. Bu katılım dışlaması, iklim politikası süreçlerindeki demokratik açığı gözler önüne seren önemli bir gösterge.

1.3 Kadınlar, İnsan Dışı Canlılar ve Dezavantajlı Gruplar Üzerindeki Etkiler

Feminist Perspektif: İklim Krizinin Toplumsal Cinsiyet Boyutu

İklim krizi, mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini katmerleştiren bir güç çarpanı olarak işlev görüyor. BM verilerine göre kadınların ve çocukların doğal afetlerde hayatını kaybetme olasılığı erkeklerinkinin 14 katına ulaşıyor. Su kaynaklarının sınırlı olduğu her 10 haneden 8’inde su temin sorumluluğu kadınlara ve kız çocuklarına düşüyor. Afetlerin ardından toplumsal cinsiyete dayalı şiddet dramatik biçimde artıyor; 2011’de Vanuatu’daki tropikal siklonların ardından aile içi şiddet vakalarında yüzde 300’lük bir artış kayıt altına alındı.

CEİD’in 2025-2026 raporuna göre iklim krizi kadın tarım emekçilerini doğrudan etkiliyor; ancak tarım sektöründeki ücret uçurumu kapatılmış değil. Türkiye’nin 2026 bütçesinde kadın haklarına ayrılan pay merkezi yönetim bütçesinin binde 0,4’ünün de altında kalıyor. Bu durum, iklim uyumuna yönelik toplumsal cinsiyete duyarlı harcamaların ne kadar yetersiz olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.

Feminist iklim adaleti perspektifinden bakıldığında, iklim krizinin hem sorumluları hem de mağdurları konusunda derin bir asimetri göze çarpıyor. Tarihsel emisyonların büyük bölümünden sanayileşmiş ülkeler sorumlu olmasına karşın, değişen iklimin en ağır bedelini Küresel Güney’deki kadınlar ve kız çocukları ödüyor. 2050 yılına kadar 200 milyon iklim mültecisinin yer değiştireceği öngörülüyor; bu dalgadan en ağır etkilenecek kesimin kadınlar ve kız çocukları olacağı değerlendiriliyor.

İnsan Dışı Canlılar: Görünmez Mağdurlar

Ekosistem yavaşlaması araştırması, biyoçeşitlilik kaybının doğanın kendini yenileme mekanizmasını sessizce çökerttiğini ortaya koyuyor. Orman, dağ ve okyanus gibi birbirine bağlı ekosistemler, insan müdahalesiyle hızlandırılmış bir bozulma sürecine girmiş durumda. COP kararlarında insan dışı canlıların hakları ve ekolojik değerlerin kendi içsel değerleri nedeniyle korunması gerektiğine dair bir dil bulunmamakta; ekonomik bir ‘varlık’ ya da insan refahı için araçsal bir değer olarak konumlandırılmaktadır. Bu yaklaşım, söz konusu varlıkları etik dışı kılan kapitalist doğa anlayışının iklim müzakerelerine yansımasından başka bir şey değildir.

Türkiye’de nesli tükenmekte olan türlerin habitatları madencilik, turizm altyapısı ve enerji projeleri yoluyla giderek daraltılıyor. Bu baskılar, iklim değişikliğinin yarattığı stresle birleşince tür kayıpları hızlanıyor ve habitat parçalanması derinleşiyor.

Dezavantajlı Gruplar: Göçmenler, Yerli Halklar ve Yoksullar

İklim krizi yerinden edilme, gıda güvensizliği ve sağlık krizleri yoluyla yoksulluğu daha da derinleştiriyor. COP30’a bugüne kadarki en yüksek düzeyde katılımın gerçekleştiği Yerli Halk temsili bir ölçüde güçlendirilmiş olsa da karar alma süreçlerindeki yapısal dışlanma sürmektedir. Büyüme odaklı kapitalist ekonomik modele dayanmak suretiyle iklim çözümü üreten finansal mekanizmalar, tarihsel olarak iklim krizine en az katkıda bulunan toplulukların üzerindeki yükü görmezden gelmeye devam etmektedir.

BÖLÜM 2: COP31 Eleştirel Değerlendirmesi

2.1 COP31’e Genel Bakış: Yapı ve Bağlam

COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya Expo Center’da gerçekleştirilecek. Türkiye başkanlık görevini üstlenirken Avustralya müzakereleri yönetecek, Pasifik ada ülkeleri ise ön-COP’a ev sahipliği yapacak. 196 ülkeden 80 binin üzerinde katılımcının beklenmesi, etkinliğin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Söz konusu üçlü liderlik yapısı eşi görülmemiş olmakla birlikte, farklı çıkarlar arasındaki derin gerilimleri de beraberinde getiriyor.

📌 ELEŞTİREL NOT: Türkiye’nin NDC’si 2035’e kadar emisyon artışı öngörürken aynı ülke küresel iklim diplomasisinin başına geçiyor. Bu temel çelişki, tüm COP31 sürecini şekillendirecektir.

2.2 Taahhütler: Yeterli mi?

Küresel Finansman Hedefleri

COP30’da varılan anlaşmaya göre 2035 yılına kadar yıllık 1,3 trilyon dolar iklim finansmanı seferber edilecek; uyum finansmanı ise 2025’e kadar iki katına, 2035’e kadar üç katına çıkarılacak. Bu rakamlar görkemli görünse de gelişmekte olan ülkelerin uyum gereksinimlerinin çok altında kalmaktadır. WEF raporuna göre, doğaya yapılan her bir dolara karşılık onu tahrip eden faaliyetlere 30 dolar harcanıyor. Kayıp ve Hasar Fonu’nun işlerlik kazanması önemli bir adım olmakla birlikte, COP31 sürecinde asıl büyük sınav yeniden finansman döngülerinin tasarımı olacaktır.

Fosil Yakıt Çıkmazı

COP30, fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin net bir taahhüt içermeyen bir metin üretmekle sonuçlandı. COP29’daki ‘geçiş azaltımı’ ifadesinin yeniden onaylanması yerine uzlaşı metninde yalnızca Mutirão Kararı’na atıfta bulunuldu. Fosil yakıt şirketlerinin lobbicilerinin kitlesel varlığı tartışılmaya devam ediyor; kayıtlara geçen verilere göre 2021-2024 yılları arasında COP konferanslarına 5.350’den fazla sektör lobbicisi akredite oldu. Türkiye’nin 2035 NDC hedefinin emisyon artışı öngörmesi, sektöre yönelik teşviklerini sürdürmesi ve COP31 başkanlığını üstlenmesi bir arada değerlendirildiğinde, ortaya derin bir meşruiyet krizi çıkmaktadır.

2.3 İklim Adaleti: Kim, Nerede, Nasıl?

COP müzakerelerinin biçimsel yapısı, tarihsel sorumluluk ilkesini pratik anlamda görmezden gelmeye devam ediyor. Kapitalist ülkeler emisyonlarını tarihsel olarak biriktirirken adaletsiz müzakere dinamikleri aracılığıyla en kırılgan ülkeler üzerinde baskı uygulamakta, küresel güney ülkelerini yetersiz uyum finansmanı ve ağır borç koşullarıyla baş başa bırakmaktadır. Kayıp ve Hasar Fonu’nun varlığı önemli bir ilerleme olmakla birlikte, mevcut kaynaklar fiili zararların yanında devede kulak düzeyinde kalmaktadır.

Feminist bakış açısından COP süreçlerine bakıldığında şu tablo öne çıkıyor: Ülke delegasyonlarındaki kadın temsili hala orantısız biçimde düşük seyrediyor; iklimden en fazla etkilenen topluluklar karar masasında söz hakkına sahip değil; kriz yaratan endüstriyel yapılar ve askeri harcamaların yarattığı karbon izi ise müzakere gündeminin dışında tutuluyor.

2.4 Uygulanabilirlik ve Denetim

COP kararlarının bağlayıcı bir yaptırım mekanizmasından yoksun olması kronik bir sorun olmaya devam etmektedir. İzleme altyapısı yetersiz; hesap verebilirlik mekanizmaları ise kağıt üzerindeki hedeflere oranla çok geride. Sivil toplumun COP31’deki ortam konusundaki belirsizliği giderek derinleşiyor; Türkiye’de daralan sivil alan göz önüne alındığında, hem zirve öncesinde hem de sonrasında aktivizm için güvenli bir platform sağlanıp sağlanamayacağı ciddi bir soru işaretine dönüşüyor. Halkların İklim Zirvesi, COP31 ile eş zamanlı olarak Antalya’da sesini duyurmak için hazırlıklarını sürdürüyor.

2.5 Ekolojik Etki ve Bilimsel Gerçek

Mevcut NDC taahhütleri, 2,5-3°C sıcaklık artışı senaryosuna yol açmaktadır. Bu eşiğin aşılmasının ne anlama geldiği bilim insanları tarafından defalarca ortaya konulmuştur: geri dönüşü olmayan devrilme noktaları, kasırga şiddetinde dramatik artış, kıyı şehirlerinin sular altında kalması ve milyonlarca insanın mülteciye dönüşmesi. COP31, tarihsel emsallerinden farklı olarak daha sıcak bir dünyada ve daha hızlı değişen iklim koşullarında gerçekleşecektir. Bu anlamda Antalya müzakereleri, geçmiş COP’lardan çok daha derin bir aciliyet ve sorumluluk yüküyle yüklü olacak.

BÖLÜM 3: Önceki COP’larla Karşılaştırmalı Analiz

3.1 COP Tarihi: Söylem ile Eylem Arasındaki Derin Uçurum

COPTemel ÇıktıGerçekleşme DurumuEleştirel Not
COP21 (Paris, 2015)1,5°C hedefi; NDC sistemiKüresel emisyonlar artmaya devam ettiNDC’ler bağlayıcı değil
COP26 (Glasgow, 2021)Kömürün azaltımı vaadi; 1,5°C yeniden onayıKömür tüketimi 2022’de tekrar arttıDil muğlak; yaptırım yok
COP27 (Şarm el-Şeyh, 2022)Kayıp ve Hasar Fonu kurulduFon büyüklüğü yetersiz kaldıPetrol devleti ev sahipliği sorgulandı
COP28 (Dubai, 2023)Fosil yakıtlardan ‘geçiş’ ifadesiPetrol şirketi CEO’su başkanlık yaptıÇıkar çatışması alenen yaşandı
COP29 (Bakü, 2024)300 milyar dolarlık finansman hedefiSivil toplum hedefi yetersiz bulduGeçiş dili zayıflatıldı
COP30 (Belém, 2025)1,3 trilyon dolar; BAM mekanizmasıFosil yakıt çıkış taahhüdü yokUygulama planı belirsiz
COP31 (Antalya, 2026)Uygulama dönemi; ikili liderlikTürkiye NDC’si emisyon artışı öngörüyorMeşruiyet sorunu kritik

3.2 Yapısal Süreklilikler: Neden Değişmiyor?

COP süreçlerinin yapısal eleştirisi sosyalist perspektiften değerlendirildiğinde şu tablo öne çıkıyor: İklim müzakereleri özünde devletler ve şirketler arasındaki pazarlık arenalarına dönüşmüş durumda. Fosil yakıt kapitalizminin yarattığı kâr güdüsü, yapısal bir dönüşüme yol açacak adımların önünde sistematik bir engel oluşturuyor. ‘Yeşil büyüme’ retoriği ise meta ilişkilerini ve sermaye birikimini çözüme değil sorunun kaynağına dönüştürüyor. Teknolojik çözümler temel ekonomik yapıları ve iktidar ilişkilerini sorgulamaksızın sunuluyor. Bu çerçevede COP, gerekli olan radikal dönüşümü ertelemek için işlevsel bir meşruiyet mekanizması olarak da okunabilir.

Yükselen el Niño baskısı, ABD’nin IPCC’den çekilmesi, Avrupa’da çevre mevzuatının gerilemesi ve Türkiye’deki sivil alanın daralması, COP31’i tarihsel olarak en zorlu bağlamlardan birinde gerçekleşecek bir zirveye dönüştürüyor. Bununla birlikte, Türkiye’deki sivil toplumun bu fırsatı nasıl kullanacağı, Pasifik sesinin ne ölçüde duyulacağı ve Avustralya’nın müzakere liderliğini nasıl biçimlendireceği gibi sorular, kritik belirsizlik alanları olarak güncelliğini koruyor.

BÖLÜM 4: Kaynakça ve Özet Bulgular

4.1 Özet Bulgular

  • Küresel ısınma hız kazanıyor: CO₂ büyüme hızı (3 yıllık ortalama 8,15 ppm) ve sıcaklık artış trendi rekor düzeylere ulaştı.
  • Biyoçeşitlilik çöküşü derinleşiyor: Ekosistemler yavaşlıyor; bu durum ekolojik çöküşün uyarı işareti olabilir.
  • Türkiye kronik kuraklıkla boğuşuyor: Su güvensizliği, azalan biyoçeşitlilik ve kömür teşvikleri iç içe geçmiş bir kriz tablosu çiziyor.
  • COP31 derin bir meşruiyet krizi taşıyor: Emisyon artışı öngören bir NDC’ye sahip Türkiye’nin ev sahipliği yapması yapısal bir çelişkiyi gün yüzüne çıkarıyor.
  • Fosil yakıt çıkışı bir kez daha ertelendi: COP30’da bu yönde net bir taahhüt alınamadı; COP31 masasına ağır bir yük bırakıldı.
  • Sivil toplum kapının dışında: İklim yönetişiminde demokratik katılım ciddi ölçüde kısıtlanıyor.
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliği iklim krizini derinleştiriyor: Feminist politikasız iklim adaleti mümkün değil.
  • İnsan dışı canlıların hakları gündem dışı: Ekolojik çıkarları insan refahına indirgeyen araçsal bakış açısı egemenliğini korumaktadır.

4.2 Kaynaklar ve Referanslar

  1. BM Türkiye – COP30 Sonuçları ve COP31’e Hazırlık
  2. E3G – COP31 Ev Sahibi Duyurusu
  3. BM Üniversitesi – 2026’da İzlenecek 5 İklim ve Çevre Konusu
  4. İklim Ağı – COP31 Çağrısı (Türkiye Kömürden Çıkış)
  5. Greenpeace Türkiye – COP31 Değerlendirme
  6. Karar Gazetesi – İklim Ağı COP31 Açıklaması
  7. Marmara Yerel Haber – Türkiye Kronik Kuraklık
  8. Birgun – CEİD 2025-2026 Raporu: Kadın ve İklim Krizi
  9. Earth.org – Mart 2026 Haftalık İklim Haberleri
  10. Climate & Economy – 7 Mart 2026 İklim Haber Özeti
  11. WEF – Küresel İklim Riskleri ve Doğa Finansmanı
  12. Phys.org – İklim Biliminde On Yeni Bulgu 2025/2026
  13. Euronews – ‘Hothouse Earth’: Devrilme Noktaları Uyarısı
  14. Science Daily – Ekosistem Değişim Hızı Araştırması
  15. House of Commons – COP30 Neler Kararlaştırıldı?
  16. Gazeteo Oksijen – Antalya COP31’e Hazır mı?
  17. Türkiye’de İş Dünyası – COP31 Tarihi Çağrı
  18. WEF – COP30 Sonrası Değerlendirme
  19. Anarsist Haberler – Turbalıklar ve Karbon
  20. T24 – Sivil Toplumun COP31 Mesajı

Bu rapor her gün saat 08:30’da son 24 saatin verileri taranarak güncellenmektedir. Sosyalist-feminist bir iklim politikası perspektifinden hazırlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz