COP31 iklim zirvesine hazırlık sürecinde suyun metalaşması, ticarileşmesi ve sermaye birikim projelerine dahil edilmesini ele alan politik bir analizi içermektedir. Kolaylaştırıcılığını akademisyen Beyza Üstünün sunumunu Neşe Tuncer ile Caner Gökbayrak’ın yaptığı ve çeşitli ekoloji aktivistlerinin katıldığı tartışmada, Türkiye’deki su havzalarının sektörel planlama adı altında şirketlere devredilmesi ve ekolojik krizlerin politik kökenleri incelenmektedir. Muğla ve Bursa gibi bölgelerden somut örnekler verilerek, termik santraller, vahşi madencilik ve kaçak sanayileşmenin su varlıklarını nasıl yok ettiği ve halkın suya erişimini nasıl kısıtladığı vurgulanmaktadır. Kaynaklar, suyun bir ticaret nesnesi olmaktan çıkarılması gerektiğini savunurken, çevre örgütlerinin bu sürece karşı dayanışma mekanizmaları ve hukuki mücadelelerle nasıl hazırlandığını özetlemektedir. Sonuç olarak anlatı, iklim adaletini sağlamanın yalnızca teknik bir mesele değil, yaşam alanlarını savunan halklar ile sermaye odaklı politikalar arasındaki bir hak mücadelesi olduğunu ortaya koymaktadır.


