Karadeniz’in bu küçük şehrinde yıllar içinde birikmiş bir direniş var. Bir yanda Boyabat’ın dağ köylüleri, arazilerini Cengiz Holding’e kaptırmamak için hukuk savaşı veriyor. Öte yanda Sinop halkı, kıyısına yaklaştırılmak istenen nükleer santralin gölgesinde her yıl meydanı dolduruyor. İkisi farklı mücadeleler gibi görünse de aynı soruya yanıt arıyor: Kim için?
Türkiye’nin kuzeyinde, Karadeniz kıyısında konumlanan Sinop, uzun süredir doğasını koruma çabası içindeki bir il. Ancak bu çaba, son yıllarda giderek daha somut iki tehdidin baskısıyla yürütülmek zorunda kalıyor: Boyabat ilçesindeki bakır madeni projesi ve onlarca yıldır gündemde olan nükleer santral planları. Bu iki konu, farklı coğrafyalarda ve farklı sektörlerde gelişiyor; ama her ikisi de yerel halkın rızası alınmadan, devlet mekanizmasının hızla devreye sokulmasıyla hayat buluyor.

Gabar’dan Kurusaray’a: Madenci Cengiz Boyabat’a Geliyor
Sinop’un Boyabat ilçesine bağlı Kurusaray köyü yakınlarında, Cengiz Holding’in bağlı kuruluşu Eti Bakır, yıllardır bir bakır madeni kurmak için çalışıyor. Proje küçük çaplı değil: 897 hektarlık bir alana yayılması planlanan maden, ilk aşamada 250.000 ağacın kesilmesini öngörüyor. Söz konusu alan, köylülerin kuşaklar boyu kullandığı tarım ve mera arazilerini, içme suyu havzalarını ve orman ekosistemini kapsıyor.
Proje, Mayıs 2025’te Çevre Bakanlığı’na ÇED başvurusuyla başvuru yapıldığı gün sürecin hemen başlatılmasıyla kamuoyunda dikkat çekti. İklim Haber’in “jet yanıt” olarak nitelendirdiği bu hız, bakanlığın bağımsızlığı konusunda soru işaretleri doğurdu. Süreç hızla ilerledi; Aralık 2025’te 4500 sayfalık Nihai ÇED Raporu sunuldu ve 20 Ocak 2026’da Çevre Bakanlığı “ÇED Olumlu” kararını verdi.
Boyabat halkı bu sürece seyirci kalmadı. Boyabat/Kovaçayırı ve çevre köyleri adına Eti-Bakır AŞ ye karşı davacı olan asiller Boyabat Çevre Derneği (Boyçed), Sinop Nükleer Karşıtı Platform Derneği (SNKPDER), Kentsav, Sinop Barosu, TBB/ çevre ve kent hukuku komisyonu ve 87 kişi ÇED Olumlu Kararına karşı ortaklaşa dava açtı. Boyabat Çevre Platformu (BOY-ÇEP) önderliğinde kurulan direniş, mitinglerden hukuki itirazlara kadar uzanan geniş bir yelpazede örgütlendi. TEMA Vakfı ÇED kararına karşı iptal davası açtı. Dava sürerken hazırlanan bilirkişi raporu, 01 Haziran 2026’da kamuoyuyla paylaşıldı. Tek bir cümleyle özlendi: “ÇED Olumlu kararının uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.” Mahkeme henüz bir karar vermedi. Raporun sonuçları 90 gün sonra belli olacak yöre halkının ve duyarlı yapıların mücadelesi ile proje tarihin çöp sepetine atılacaktır. Boyabat halkının avukatlığını Yakup Şepik Okumuşoğlu ve TBB/Çevre ve Kent hukuku komisyonu avukatları yapmaktadır.
Mahkeme süreci devam etmesine rağmen Cengiz Holding bölgedeki patlama çalışmalarını sürdürdü. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre şirket, söz konusu patlamaları 10:00–18:00 saatleri arasında gerçekleştireceğini duyurmuş olmasına karşın bu saatlere de uymadı. Hevsel’den Akbelen’e, Kazdağları’ndan İkizdere’ye uzanan uzun Türkiye ekoloji mücadelesi tarihine, Kurusaray yeni bir sayfa ekledi.
Yerel haber sitesi Haber Kolektif’in Boyabat’tan yürüttüğü habercilik, bu sürecin önemli bir belgesel kaydını oluşturuyor. Kamuoyunda yeterince yer bulmayan bu direnişe; Evrensel, İklim Haber ve Boyabat Sesi gazetelerinin haberleri eşlik etti.
Çernobil 40 Yaşında, Sinop Hâlâ Söylüyor
Nisan 2026’da Sinop meydanları yeniden doldu. Çernobil felaketinin 40. yıldönümünde Sinop Nükleer Karşıtı Platform (NKP) öncülüğünde düzenlenen miting, kentte neredeyse gelenekselleşmiş bir ritüele dönüşmüş durumda. Sloganlar, pankartlar ve katılımcılar değişiyor ama temel mesaj değişmiyor: “Nükleere Hayır.”
Sinop’un nükleer santral meselesiyle tanışıklığı yeni değil. Türkiye’nin kuzeyde öngördüğü nükleer projelerden biri olarak Sinop, bu tartışmanın tam ortasında yer alıyor. NKP’nin 31 Mart 2026’da yaptığı açıklamada, yerel karşı duruşun yalnızca bölgesel bir mesele olmadığı vurgulandı; dünya halklarının nükleer enerji politikalarına karşı birlikte hareket etmesi çağrısında bulunuldu.
Mart 2026’da düzenlenen bilgilendirme panelinde de aynı netlik vardı: “Sinop çok net. Sinop nükleer istemiyor.” Bu cümle, bölge halkının uzun süredir sürdürdüğü tutumun özeti gibi duruyor.
Mücadeleler Farklı, Kök Aynı
Boyabat’ta ağaç sayıyor, Sinop’ta yarınları düşünüyor insanlar. Biri toprağını kaybetmemek için mahkemelerde mücadele veriyor; diğeri meydanlarda yükselttiği sesle siyasi bir tercih dayatılmasına direniyor. Her iki mücadele de görünüş itibarıyla birbirinden bağımsız gibi görünse de ortak bir zeminde buluşuyor: yerel halkın kendi geleceklerini belirleme hakkı üzerindeki talepleri.
Türkiye’de son yıllarda pek çok benzer örnek yaşandı. Akbelen, İkizdere, Kaz Dağları, Hasankeyf… Her seferinde aynı mekanizma işledi: ÇED süreçleri hızlandırıldı, itirazlar defalarca reddedildi, yatırımcılar çalışmalarını sürdürdü. Boyabat’ta bilirkişinin “uygun değil” dediği bir projede patlamaların devam etmesi, bu tablonun somut bir yansıması.
Haber Kolektif gibi yerel habercilik mecralarının bu süreçlerdeki rolü hafife alınamaz. Büyük medyanın görmediği ya da görmek istemediği haberleri kayıt altına almak, tarihsel bir sorumluluktur. Boyabat’ın sesi çıkmaya devam ettiği sürece, o sesin duyulduğu yerlerin de çoğalması gerekiyor.




Bu makale, haberkolektif.com, İklim Haber, Evrensel, Cumhuriyet ve Boyabat Sesi’nden derlenen haberler temelinde hazırlanmıştır. ekoloji-izleme.com


