Termik Santraller ve Sosyalize Edilen Sağlık Maliyetleri (2026 Mart)

0
16

İklim Değişikliği (Sistemik Kriz) Bir Sınıf ve Cinsiyet Meselesidir

Bugün karşı karşıya olduğumuz ekolojik yıkım, sadece bir “derece artışı” veya teknik bir sorun değildir; bu, kapitalizmin sınırsız büyüme iştahının ve doğayı bir “meta” olarak görmesinin kaçınılmaz bir sonucudur. 12 Mart 2026 verileri gösteriyor ki, iklim değişikliği (sistemik kriz) en çok mülksüzleştirilenleri, emekçileri ve kadınları vuruyor.

Türkiye’de Resmi Gazete’de yayımlanan her yeni maden ruhsatı, köylülerin geçim araçlarının elinden alınması ve kadınların üretim süreçlerinden dışlanması anlamına geliyor. COP31 müzakerelerinde tanık olduğumuz “yeşil kapitalizm” söylemi, sistemi değiştirmek yerine onu tamir etmeye çalışıyor. Ancak biliyoruz ki, gezegeni kirletenlerle onu kurtaracağını iddia edenler aynı sınıfsal çıkarları temsil ediyor.

Hava kirliliğinden etkilenen bir işçi mahallesindeki çocuğun nefes hakkı, bir şirketin karbon kredisinden daha değerlidir. Gerçek iklim adaleti; borçların silinmesini, müştereklerin iadesini ve üretimin kâr için değil, yaşam için örgütlendiği ekososyalist ve feminist bir dönüşümü zorunlu kılar. Doğanın ve emeğin özgürleştiği bir dünya için mücadele etmek artık bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Türkiye’deki termik santrallerin yarattığı çevresel tahribatın ve buna bağlı sağlık harcamalarının toplum üzerindeki ağır yükünü eleştirel bir perspektifle incelemektedir. Metin, enerji şirketlerinin kârlarını artırırken hava kirliliği kaynaklı hastalıkların maliyetini Sosyal Güvenlik Kurumu ve işçi sınıfı gibi kamu kaynaklarına yıktığını savunmaktadır. Özellikle Muğla, Zonguldak ve Kahramanmaraş gibi bölgelerde artan kronik rahatsızlıklar ile erken ölümlerin, ekonomik bir zorunluluktan ziyade sermaye odaklı siyasi tercihlerden kaynaklandığı vurgulanmaktadır. Kaynak, fosil yakıtlı tesislerin yarattığı toplumsal zararın, üretilen enerjinin değerinden çok daha yüksek olduğunu bilimsel bir denklemle ortaya koymaktadır. Ayrıca, devlet kurumlarının ve medyanın kanser vakaları ile çevre kirliliği arasındaki bağlantıyı gizleyerek halk sağlığını görmezden geldiği ifade edilmektedir. Son olarak, evde hasta bakımı gibi görünmez emek süreçlerinin kadınlar üzerinde yarattığı cinsiyete dayalı eşitsizliklere dikkat çekilmektedir.

Bu araştırma YZ desteği ile hazırlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz