Ana Sayfaİklim Değişikliğiİklim Değişiklinin Görünmez Suç Ortağı:

İklim Değişiklinin Görünmez Suç Ortağı:

Savaşın Ekolojik Maliyeti ve Sistematik İnkar

Hesap Dışı Bırakılan Felaket

İklim değişikliği tartışmalarında fosil yakıtlar, endüstriyel üretim ve tüketim alışkanlıkları hep ön planda tutulur. Hükümetler karbon vergisi tartışır, aktivistler uçağa binmenin ahlaki boyutunu sorgular, medya elektrikli araç satışlarını manşete taşır. Oysa muazzam miktarda karbon salan, ekosistemleri tahrip eden ve yüzyıllarca sürebilecek kirlilik bırakan bir kaynak neredeyse hiç gündemin merkezine girmez: savaş ve askeri operasyonlar.

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in Filistin ve İran’a yönelik saldırıları bağlamında ele aldığımızda bu görmezden gelme daha da çarpıcı bir boyut kazanmaktadır. Bu makale, savaşın ekolojik maliyetinin neden sistematik biçimde ölçüm dışı bırakıldığını, bu tercihin arkasındaki siyasi ekonomiyi ve yapay zeka araçları dahil bilgi sistemlerinin bu boşluğu nasıl yeniden ürettiğini eleştirel bir perspektifle incelemektedir.

Savaşın Ekolojik Bilançosu: Rakamların Anlattığı Gerçek

Doğrudan Karbon Emisyonları

Modern savaş son derece yakıt yoğun bir faaliyettir. Bir F-35 savaş uçağı saatte yaklaşık 5.600 litre yakıt tüketir. ABD ordusunun petrol tüketimi, pek çok orta ölçekli ülkenin toplam enerji tüketimini geride bırakmaktadır. Queen Mary Üniversitesi’nin 2024 tarihli çalışmasına göre Gazze’deki savaşın yalnızca ilk 60 gününde yaklaşık 281.000 ton CO2 eşdeğeri emisyon üretildi; bu rakam, bazı küçük ada ülkelerinin yıllık toplam emisyonuna denk düşmektedir.

Ukrayna savaşının ilk yılındaki emisyon tahminleri ise 100 milyon tonu aştı. Patlayıcılar, yakılan altyapı, orman yangınları, tahrip edilen petrol tesisleri: bunların tümü atmosfere ciddi miktarda karbon bırakmaktadır. Ancak bu rakamlar hiçbir resmi iklim raporunda yer almamaktadır.

Uzun Dönemli Ekosistem Tahribatı

Belki de daha kalıcı ve sinsi olan hasar doğrudan emisyonların ötesinde yatmaktadır. Depleted uranium (tükenmiş uranyum) mühimmatı on yıllar boyunca toprağa ve yeraltı sularına sızar; beyaz fosfor tarım arazilerini ve bitki örtüsünü yakar. Gazze’nin yüzde doksana yakın altyapısının tahrip olduğu bir ortamda yeniden inşanın karbon maliyeti başlangıç bombalamasından kat kat fazla olacaktır.

İran’ın nükleer tesisleri ile petrol altyapısına yönelik saldırılar ise nükleer kirlilik ve petrol sızıntısı risklerini beraberinde getirmektedir. Bu riskler hem yerel halkı hem de bölgesel ekosistemleri tehdit etmektedir; üstelik hiçbiri uluslararası karbon muhasebesi çerçevesinde kayıt altına alınmamaktadır.

Neden Ölçülmüyor? Sistematik Muafiyetin Anatomisi

Hukuki Çerçevedeki Kasıtlı Boşluklar

1997 Kyoto Protokolü müzakerelerinde ABD’nin baskısıyla askeri emisyonlar büyük ölçüde kapsam dışı bırakıldı. Paris Anlaşması bu alanda yalnızca gönüllü raporlama öngördü; yani hesap verme zorunluluğu bulunmuyor. Bu tercih bir ihmal değil, bilinçli bir siyasi tasarımdır.

En büyük askeri güçlerin aynı zamanda uluslararası iklim müzakerelerinde en etkin aktörler olduğunu hatırlatmak gerekir. ABD, Birleşik Krallık ve Fransa gibi ülkeler hem en büyük silah ihracatçıları hem de iklim anlaşmalarının baş mimarlarıdır. Bu çakışma tesadüf değildir.

Gizlilik Söylemi ve Kurumsal Kaçınma

ABD Savunma Bakanlığı ve benzeri kurumlar, emisyon verilerinin paylaşılmasını ‘ulusal güvenlik’ gerekçesiyle reddetmektedir. Oysa askeri üslerin yeri, uçuş güzergahları ve operasyon bölgeleri zaten kamuoyunca bilinmektedir. Gizlilik argümanı, kurumsal hesap vermezliği koruma işlevi görmektedir.

Bu muafiyetin boyutu şaşırtıcıdır: Araştırmacı gazeteciler ve akademisyenler, ABD ordusunun tek başına dünyada 55’ten fazla ülkenin toplam emisyonunu geçtiğini tahmin etmektedir. Bu ülkeler resmi iklim raporlarında görünürken, dünyanın en büyük karbon kaynaklarından biri sistematik olarak görünmez kılınmaktadır.

Metodolojik İmkansızlaştırma

Savaş bölgelerinde bağımsız gözlem ve ölçüm imkanı son derece sınırlıdır. Gazze’ye araştırmacı erişimi yıllardır kısıtlanmaktadır. İran’ın nükleer bölgelerine uluslararası gözlemciler giremez. Veri üretimi ancak egemen bir toprak üzerinde mümkündür; çatışma ortamları ise bu egemenliği fiilen askıya almaktadır. Ölçülemeyen şey, yönetilmez; yönetilemeyen şey ise sorumluluk gerektirmez.

Yapay Zeka Araçlarının Kör Noktası

Batı Merkezli Veri Ekosistemi

Büyük dil modelleri, internetteki mevcut metin havuzlarından öğrenir. Bu havuzlar ağırlıklı olarak İngilizce ve Batı kökenli kaynaklara dayanmaktadır. İklim değişikliğine ilişkin ana akım söylem, sera gazı muhasebesi çerçevesini ve onun siyasi sınırlarını yeniden üretir. Askeri emisyonların bu çerçevede marjinal kalması, yapay zeka araçlarının da bu sessizliği miras alması anlamına gelir.

Kullanıcı yapay zekaya iklim değişikliğini sorduğunda, endüstriyel tarım, ulaşım veya enerji sektörünü kapsamlı biçimde ele alan yanıtlar alır. Ancak ordu veya savaş bu listenin neresindedir? Genellikle yoktur. Bu bir algoritmik hata değil, veri girişindeki ideolojik bir dağılım sorunudur.

‘Tarafsızlık’ Adına Siyasi Sessizlik

Yapay zeka sistemleri çoğunlukla tartışmalı siyasi konulardan kaçınmak için tasarlanır. Bu ‘tarafsızlık’ hedefi paradoks üretir: belirli çatışmalarla bağlantılı ekolojik zararı tartışmak siyasi hassasiyet taşıdığından, model susarken; aynı zararı üreten aktörleri koruma altına almış olur. Sessizlik de bir tercihtir ve bu tercih tarafsız değildir.

Filistin’de tarım arazilerinin yakılması, yeraltı sularının fosfor kirliliğine uğraması veya İran’ın petrol tesislerinin bombalanmasının çevresel sonuçları hakkında bilgi talep ettiğinizde yapay zeka araçlarının verdiği yanıtların yetersizliğini gözlemlemek bu meseleyi somutlaştırır.

Jeopolitik Çıkar ile Ekolojik Adalet Çatışması

İklim adaleti tartışmasının kalbinde bir soru yatmaktadır: Karbon kimin tarafından, hangi amaçla ve kimin zararına salınmaktadır? Bu soru yanıtlandığında, mevcut hesap muafiyet sisteminin rastlantısal olmadığı görülür. Küresel iklim yönetişimi, büyük güçlerin çıkarlarını koruyacak şekilde yapılandırılmıştır.

Gelişmekte olan ülkeler, sürdürülebilir kalkınma adına karbon kotalarına tabi tutulurken, dünya tarihinin en pahalı ve en kirletici faaliyetlerinden biri olan savaş makinesi bu muhasebenin tamamen dışında tutulmaktadır. Bu eşitsizlik yalnızca ahlaki değil, analitik açıdan da sorunludur: ekolojik bütçe hesaplanamaz çünkü en büyük kalem bilinçli olarak boş bırakılmıştır.

Filistin halkının yaşadığı şey salt insani bir felaket değil, aynı zamanda ekolojik bir felakettir. Bombalanan su altyapısı, kirletilen deniz kıyıları, yakılan zeytin bahçeleri; bunların hepsi hem bir halkın geçimini hem de bir ekosistemin işlevselliğini tahrip etmektedir. Ne var ki bu zarar uluslararası iklim anlaşmalarında herhangi bir karşılık bulmamaktadır.

Sonuç: Hesabı Görünür Kılmak

İklim değişikliği sonuçları gerçek ve acildir. Ancak bu aciliyetin kimin emisyonlarını hedef aldığı, hangi faaliyetleri kapsam dışı bıraktığı ve kimin sesini merkeze aldığı eşit derecede önemlidir. Mevcut karbon muhasebesi sistemi, en büyük kirleticilerden birini sistematik olarak görmezden gelen siyasi bir tercih üzerine inşa edilmiştir.

Buna karşı yapılabilecekler somuttur:

  • Uluslararası iklim anlaşmalarına bağlayıcı askeri emisyon raporlama yükümlülükleri dahil edilmelidir.
  • Bağımsız araştırmacıların savaş bölgelerine erişimi desteklenmeli, uzaktan algılama teknolojileriyle emisyon takibi yapılmalıdır.
  • Yapay zeka araçları, eğitim verilerindeki bu ideolojik önyargı konusunda şeffaf olmalı ve mevcut boşlukları kullanıcıya açıklamalıdır.
  • İklim hareketleri, savaş karşıtı hareketlerle ortak bir gündem geliştirmelidir; zira bu iki kriz birbirinden ayrı değildir.

Hesabı görmezden gelmenin kendisi de bir siyasi eylemdir. Görünür kılmak ise direnişin ilk adımı.

Bu makale, uluslararası çatışmaların ekolojik etkilerini belgeleyen akademik çalışmalara, BM Çevre Programı raporlarına ve bağımsız araştırma kuruluşlarının verilerine dayanmaktadır.

Bu yazı YZ Desteği ile hazırlanmıştır

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -
Google search engine

Most Popular

Recent Comments