12 Mart 2026 Ekoloji ve İklim Gündemi

0
28

Dünya, iklim krizinin “uzak bir tehdit” olmaktan çıkıp somut bir yıkıma dönüştüğü kritik bir eşikten geçmektedir. Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nün (PIK) güncel verileri, küresel ısınmanın 2015’ten bu yana rekor düzeyde hızlandığını ve son on yılda sıcaklık artış hızının on yılda 0,35°C’ye ulaşarak önceki dönemin neredeyse iki katına çıktığını göstermektedir. Bu bilimsel gerçeklik, 2024 yılının 1,5°C sınırının aşıldığı ilk yıl olmasıyla birleştiğinde, ekosistemlerin ve insan topluluklarının karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Alman izleme kuruluşu Germanwatch’ın 2025 İklim Risk Endeksi, 1993-2022 yılları arasındaki 30 yıllık süreçte aşırı hava olaylarının dünya genelinde 765.000’den fazla ölüme ve 4,2 trilyon dolarlık ekonomik kayba yol açtığını raporlamıştır. Bu felaketlerin bedeli eşit ödenmemekte; krize en az neden olan Küresel Güney ülkeleri (Dominika, Honduras, Myanmar vb.) yıkımdan en ağır şekilde etkilenmektedir. Okyanus ısılarının 2025’te tüm zamanların rekorunu kırması ve Amazon’daki böcek türlerinin yarısının aşırı ısı stresiyle yok olma tehlikesi altına girmesi, biyolojik çeşitliliğin de hızla çöktüğüne işaret etmektedir.

Türkiye, Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, uluslararası platformda “iklim adaleti” ve “adil dönüşüm” söylemlerini ön plana çıkarmaktadır. Ancak, 12 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete kararları ve yeni yasalaşan Milli Parklar Kanunu, bu söylemle tam bir tezat oluşturmaktadır:

  • Milli Parkların Sermayeye Açılması: TBMM’de kabul edilen yeni yasa ile milli parklar ve tabiat parkları, özel sektöre turistik tesisler için 49 yıllığına kiralanabilecek; “başarılı” bulunursa bu süre 99 yıla kadar uzatılabilecektir. Yaşam savunucuları bu durumu doğanın metalaştırılması ve habitat parçalanması olarak nitelendirmektedir.
  • Kömür ve Petrol Israrı: Türkiye, bir yandan 2053 net sıfır hedefinden bahsederken, diğer yandan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullara ısınma amaçlı kömür dağıtımı yapılmasına karar vermiştir. Ayrıca Diyarbakır’da yeni petrol arama kuyuları için acele kamulaştırma kararları alınmış, Afşin-Elbistan kömür santraline yeni üniteler eklenmesi planlanmıştır.
  • Tarımdan Sanayiye Dönüşüm: İzmir Torbalı’daki tarım arazilerinin “Özel Endüstri Bölgesi” ilan edilmesi, gıda güvenliği ve ekolojik dengenin sanayi yatırımları lehine göz ardı edildiğini göstermektedir.

Ekolojik yıkımın etkileri sınıfsal ve toplumsal cinsiyet temelli farklılıklar göstermektedir. Kadınlar, su ve gıda teminindeki zorluklar nedeniyle iklim krizinden en çok etkilenen grupların başında gelmektedir. Okullarda kömür yakılması çocukların sağlığını doğrudan tehdit ederken, düşük gelirli emekçi mahallelerinde kentsel “ısı adası” etkisi zengin mahallelerine göre 3°C daha şiddetli hissedilmektedir. Ayrıca, ekoloji savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşları üzerindeki finansal baskılar (Greenpeace’e kesilen 345 milyon dolarlık ceza gibi), kurumsal çıkarların doğa korumanın önüne geçtiği tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır.

COP31 süreci, Türkiye ve dünya için sadece diplomatik bir başarı hikayesi değil, gerçek bir dönüşüm fırsatı olmalıdır. Ancak korunan alanların ticarileştirilmesi, fosil yakıt sübvansiyonlarının devam etmesi ve “yeşil sömürgecilik” pratiklerinin artması, sürecin bir “yeşil badana” (greenwashing) operasyonuna dönüşme riskini taşımaktadır. Gerçek bir çözüm; doğayı, kadınları, yoksulları ve insan dışı tüm canlıları merkeze alan, söylemden ziyade somut eylemlere dayanan adil bir sistem değişikliğini zorunlu kılmaktadır.

Detaylı rapor okumak isteyenler için:

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz